banner269
TARİHİN TEKRARI

Tarih tekerrürden ibarettir, kavramı deyim veya atasözü olarak yerini buldu. İnsanlığa bir uyarıdır, geçmiş iyi olursa ilerleme olur, kötü olursa yıkım olur geriye gidilir. Ders alınmazsa hatalar tekrar edilir.

İnsanlık teknoloji, tıp ve endüstride ilerledikçe paragözü insan olma, etik değerlerini yok ediyor. Batı, sığınmacı sorununa duvar ve yasaklarla karşı koymaya çalışırken Afrika ve Asya ülkelerinin sömürülme derinliğine, tarihe hiç yer vermiyor. Kuzey Afrika’daki savaşlar Osmanlı İmparatorluğu yıkıldıktan sonra yapılan düzenin hatalarını öne çıkarıyor.
Aynı sebeple Balkan ülkelerinde de benzer sorunlar yaşandı. 

Viyana önlerinden Osmanlıları geri tepme ön plândaydı, böylece Avrupa’yı İslâm’dan korumayla başarıya ulaşıldığı sanıldı.
Almanya’daki tartışmalar İslâm değil, ama Müslümanlar buraya aittir, saçma bir sözle nokta konuldu. Gerçeğin görülmesine inatla karşı konuyor.

Tarihte işlenen kara leke tekrar tekrar su yüzüne çıkarılmaya çalışılır. Bir ülkenin hata yaptığı düşünülünce, geçmişte yapılan yanlışlar o ülkeyi temsil edenleri sık sık zor durumda bırakır. Fakat Nazi Almanya sözü yerine ulaşmaz, çünkü hatalarına sahip çıkmayı bilerek, özür dilediler. İkinci Paylaşım Savaşı’nı kazanan ülkeler hatalarını gözler önüne sermişti.

İşte bu nedenle, yalnız kendi atalarının tarihini öğrenmek yeterli değildir, komşu ve Dünya geçmişini iyi okumak gerek. Tarihi yazanlar, yapanlarla birlikte yazmazsa yanılma olabilir. En doğrusu çok yönlü bilgi edinilip, arşivlere itina göstermeli.

Berlin’den arabayla Türkiye’ye giderken Osmanlı İmparatorluğu tarihinden aklımda kalan şehir, köy ve kale adlarını haritada görünce içimi bir hüzün kaplar. Derste savaşın yapıldığı yer, yürüten paşa ve savaş sonu yapılan antlaşmaları öğrenirdik. Ama geride kalan insanların dramını, ölü sayısı, esir olanların kaderleriyle ilgili duygusal hikâyeleri okumazdık.
Almanya’da geride bırakılan iz ve mirasları, son yıllarda Türkler konu olunca müzelerde yerini almaya başladı, mevcut olan kalıntılar tanıtıldı.

Viyana önlerinde sağ kalıp esir olan çok azdı. Avrupa’da birleşen Hristiyan şövalyeleri esir almaktan ziyade öldürüp, temizleme yoluna gitti. Osmanlılar ise savaşı kazanınca sağ kalanları esir alarak, değişme ve altın karşılığında serbest bırakma yoluna giderlerdi. Bu metodu, daha sonra Balkan ülkeleri kaybedilirken Hristiyanlar da üstlendi.
                            

Binlerce yeniçeri ve sivil halk Avrupa ülkelerine sürüldü, Hristiyan dinine geçenler ancak sağ kaldılar. Bugün Alman, Fransız ve Avusturya vatandaşı olup Türk ve İslâm düşmanlığı yapanların kaçta kaçı 300 yıl önce Osmanlı soyundan, kökeninde olduğu bilinmiyor.

Gazeteci Markus Krischer, 1962 yılında doğdu, 20 yıldan fazla Focus haber magazin dergisinde yazıyor. Bir gün arşiv araştırması esnasında Münih St. Peter Pfarr kilisenin kütük defterinde Anton Achmet adına rastlıyor Araştırmasında Achmet hakkında Hristiyan dinine geçtiği, evlendiği ve öldüğü gün olmak üzere üç kayıt bulunuyor. Bu kayıtlar üzerinde araştırmalarını derleyerek belgesel bir roman yazıyor.
Yeniçeri Ahmet, Romanya Karadeniz kıyısında Babadağ şehrinde doğmuş. 30 yaşında, 6 aylık evli iken yeniçeri olarak Kara Mustafa Paşa ordusuna katılmış. İkinci Viyana (1683) kuşatmasında esir düşer ve Münih’te daha bir yıl önce inşa edilen hırsız ve katillerin yattığı zindana atılır. Dinini değiştirmeyi kabul edince, St. Peter semti sahibi kralın himayesine, hizmetine satın alınır. Antik Mısır zamanında keşfedilen, sonra at arabasına dönüşen kabin araba taşıma işini görür. Bu işi esirlikten satın alınan Türkler yapar. Yüzlerce Osmanlı işçisi karın tokluğuna tekstil fabrikasında çalışır.

Araştırma üçüncü nesilden sonra kaybolur, zira krallar satın aldıkları esirlere kendi soyadlarını verdiler. Böylece tüm Avrupa’da Osmanlı soyu erimiş, tarih sayfalarında kaybolmuştur.

Roman hikâyelerin geçtiği mekânların esirleri satın alan kralların yaşam öykülerine yer veriyor. O zaman fotoğraf çekme imkânı olmadığı için yapılan resim tabloları ve ressamların hayatı anlatılıyor.

Budapeşte’nin işgalini gösteren tablo aslında savaşın kazananı olmadığı, tarihin insanlık kültüründen çok şey kaybettiğini gösteriyor. Ölüleri bile soyup, üzerlerinde olan giysileri alınıyor tabloda. Kadın, çocuk, Müslüman, Hristiyan ve Yahudi kılıçtan geçiriliyor.

Babadağ kenti, II. Selim zamanında görülmeye değer hastaneleri, camii ve medreseleriyle turistik görkemli bir şehir iken, arka arkaya iki kere Rus harbi sonunda harabeye dönüyor.

Tuna nehrini geçerken Genç Osman’ın orayı yurt edindiği ve gitmek istemediği halk türküsünü mırıldanırım. Eğri kalesinde Macar kadınların yeniçerilerin üstlerine kaleden kızgın yağ dökerek, kazandıkları kahramanlık destanlarını müzede görünce içim burkulur. Kalenin hemen dibinde İstanbul’daki gibi güzel Türk kahvesi içilir, Hünkâr Beğendi yemeği yenir. Bir caminin tek minaresi kalmış, sembol olarak bir evin balkonunda demirden asılmış modeli vardı, ama dil sorunundan dolayı aileden bilgi alamadım. Silistra’dan geçerken Avrupa’nın gözde şehri olduğu zamanı hayal ederim.


Babadağlı Adam belgesel romanı, Avrupa’nın 300 yıl önce İslâm’la tekrar tanıştığına şahittir. İlki 1100 yılına kadar süren İspanya’ya kadar açılan İslâm Devletiydi. Batı sanat, teknoloji, demokrasi kısaca her alanda ilerlemiş, fakat din ve mezhep sosyal alanda kültürü geliştirip, zenginleşmesinde pranga olmuş. En çok Türk düşmanlığı yapan Türkiye’nin Müslüman olduğu için AB’ne üye olmasına karşı çıkan Hıristiyan Sosyal Birlik Partisi CSU, Bavyera eyaleti orta çağda Katolik olmayan Protestan mezhebi din kardeşlerini bile sığınmacı olarak almakta zorlanmıştır.

İleriye gitmek için, geriye tarihe bakmak şarttır, zira geleceği en iyi anlatan haber geçmiştedir. Geçmişte işlenen hatalar tekrar ediliyorsa, tarihten ders alınmamıştır. Tarih ayna gibi geleceği gösterir, bunu yalnız tarihçilerin anlaması yetmez. Herkese tarih bilgisi gerekir. Ne yaptığını bilenin yardıma ihtiyacı yoktur. Deneme sonuçları, tarihten çıkarılan dersler gökyüzünde değil, insanların yaşamındadır.
Arzum, doktora çalışması yapacak üniversite öğrencilerinin, Osmanlı tarihinden geride kalan izlerin derinliklerine inmeden önce bu kitabı mutlaka okumalarıdır.

Tarihle kalın ki, bugünü anlayın.


İlter Gözkaya-Holzhey                

Kaynak ve tavsiye kitap:

Markus Krischer, Der Mann aus Babadağ,
Konrad Theiss Verlag (WBG), 2014
ISBN 978-3-8062-2946-2 

 

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner291

banner272

banner274

banner276

banner192

banner174

sanalbasin.com üyesidir