SURİYELİLERİ GÖNDERELİM Mİ?

Türkiye’nin ‘Suriyeliler sorunu’ diye bir sorunu oldu, şükür! Peki, bundan kim kazandı, kim kaybetti?

Farklı soralım: Hangi sebeple olursa olsun, bugün Türkiye içerisinde Suriyeliler üzerinden yaratılmak istenen kamplaşma kime fayda sağlayacak?

Eğer, bu çatışmadan Türkiye kazanacaksa, hepimiz hemen saf tutalım, diyeceğim. Ama, bu kamplaşmanın her iki yanında duranlar da çok net biliyorlar ki, bu çatışmadan fayda bir yana, tek zarar görecek olan bizleriz. Yani, bu toprakları yurt edinenler.

Daha en baştan söyleyeyim; kimsenin kimseyi bir yerlere göndermeye hakkı yoktur! Bu topraklar sizin vatanınız olması ile, bu topraklarda kimlerle birlikte yaşayacağınız kararı iki farklı şeylerdir. Hele ki, dünyanın en çok göç almış toprakları olan kadim Anadolu’da kimsenin kimseyi bir yerlere gönderme hakkı olamaz!

Milli özelliklerimizden birisi de hemen her konuda bir fikrimizin olmasıdır. Elbette, bu özgüvene işaret eder. Ama, temelsiz özgüvenin zarar verdiğini da unutmayalım. Yani, atalarımız ne diyor: keskin sirke küpüne zarar! İşte o nedenle, kin ve nefret yaymaya çalışan odakların emperyalizmin işbirlikçileri olduğunu aklımızdan çıkarmayalım.

Önce tespitlerimizi yapalım:

  1. Avrupa ülkelerinin hiçbirisi Türkiye kadar mülteci kabul etmemiştir. Bunu sadece Suriyeli mülteciler özelinde değil, tarihsel olarak sayıları ve oranları incelediğimizde de görüyoruz.
  2. Suriye de dahil olmak üzere, dünyada mülteci sorunu esas olarak emperyalizmin saldırgan hegemonya mücadelesinin topluma verdiği zararlardan bir tanesidir.
  3. Mülteci sorununun arkasında emperyalizmin saldırgan yüzünü görmeyen tüm analizler, öneriler, polemikler çöptür.
  4. Türkiye mülteciler konusunda hiçbir zaman ciddi bir yol haritası çalışmadı. Soruna ya iç siyasete katkıları (Özal/Bulgaristan Türkleri) ya da dış siyasete katkıları (Erdoğan/Suriyeli mülteciler) açısından yaklaştı.
  5. Türkiye’de Suriyeli mültecilerle ilgili meselesinin son dönemde hassas ve duygusal tepki boyutlarına ulaşmasının arkasında da emperyalizm vardır.

SORUNUN KAYNAĞI NERESİDİR?

Evet, mültecilerin varlığını toplumsal yüke dönüştüren AK Parti hükümetinin sorumsuzlukları oldu. Nedir bunlar? Her şeyden önce, mültecilerin sınırları belli, 24 saat kontrolü mümkün karantina altında tutulmaları gerekirken, kendileri için ayrılmış kampları terk etmelerine göz yumuldu.

Bunu önceki hükümetler de yaptı, doğrudur. Büyük kitleler halinde ülkeye giriş yapan Afgan, Iraklı ve Bulgar Türkleri için oluşturulan kamplar kısa zamanda boşaldı. Iraklı ve Bulgar Türkleri için hazırlanan kampları görmek istediğimde, tel örgülerle çevrili boş barakalar bulduğumu çok iyi anımsıyorum.

Nitekim, Suriyeli mülteci kamplarında da aynı şey oldu. Ancak, daha önce binlerle ifade edilen mülteci sayısı milyonlara ulaşınca, mülteciler gittikleri kent sakinleri arasında ciddi huzursuzluklara neden oldular.

Kampların güvenliğini sağlamak ve mültecilerin kontrolünü denetlemek devletin görevi olmasına rağmen Trabzon’da, Edirne’de, Muğla’da, Ağrı’da, yani memleketin her yerinde mültecilere belediyeler ve diğer kurumlar tarafından sosyal yardımlar yapılması yerel yönetimlerin tek başına alabilecekleri kararlar değildir.

Öyle görünüyor ki, merkezi hükümet de, mültecilerin ülke sathına izinsiz ve yasa dışı olarak yayılmasını önleyici tedbirler almak yerine, teşvik etmiş olmalı.

Toplumsal çatışma noktasına dönüşmeden hükümetin acil önlemler alması gerekmektedir. Ancak, bu önlemler kimilerinin ısrarla öne sürdüğü gibi, “Suriyelileri evlerine gönderelim” şeklinde ifade edilemez. Bu türden talepleri dile getirenler ya gerçekten katıksız ırkçıdır, ya da dünya koşullarından habersiz, emperyalizmin piyonu olma potansiyeli taşıyan ahmaklardır.

Her şeyden önce, uluslararası bağlayıcı sözleşmeler, kurallar vardır ve Türkiye bu sözleşmelere taraftır. Türkiye alacağı tüm önlemleri, bağlı olduğu sözleşmeler çerçevesinde alacaktır.

NE YAPMALI?

Türkiye hükümetinin öncelikle yapması gereken, tüm mültecilerin kendileri için ayrılan kamp alanlarında yaşamalarını sağlamaktır. Bu kampları terk etmenin hükümleri de bellidir. Topluma yük olmayacak maddi koşulları taşıyanlar, ülke içinde yasaların öngördüğü hükümleri yerine getirecek imkânlara sahip olanlar, yetenekleri ve eğitimleri ülkeye katkı sunacak birikim ve donanım vasfını kanıtlayabilenler yine yasaların öngördüğü çerçevede kampları terk edebilirler.

İkinci olarak, tüm kamplarda mutlaka Türkçe, Türkiye yasaları öğretilmelidir. Özellikle de Müslüman ülkelerden gelen mülteciler ülkemizde iki eşliliğin, 18 yaş altı evliliklerin yasak olduğunu, yasada ceza karşılığı olan suç kapsamında değerlendirildiğini öğrenmeleri gerekir.

Üçüncü olarak, özel okullar hariç, tüm Arapça eğitim veren okullar kapatılmalı ve buradaki öğrenciler devlet okullarına yerleştirilmelidir. Türk eğitim müfredatını uygulayan ama farklı bir dilde eğitim veren özel okulların kurulmasına yasalar izin veriyor. Ancak, devletin kendi okulları varken, mülteci çocukları ayrıştırıp Arapça eğitim vermeye kalkışması Anayasa’ya da aykırıdır.

Dördüncü olarak, özellikle de sınır illerimizde büyük tepki çeken, vergi mükellefi olmadan iş yeri açmaya göz yumulması uygulamasına derhal son verilmelidir. Hem devletin milyonlarca TL vergi kaybına yol açan ve hem de sınır illerindeki esnafın rekabet koşullarını olumsuz etkileyerek iflaslara yol açan bu uygulamanın derhal kaldırılması gerekmektedir.

Beşinci olarak, hükümetin var olan kamplarda yaşayan mültecilerin kademeli olarak toplumsal yaşama katılabilmelerini sağlayacak tedbirler alması gerekmektedir. Mesleği olmayanları meslek sahibi yapacak eğitimlerle mültecilerin toplumsal yük olmak yerine, topluma artı değer katan bireylere dönüşümü toplumsal barışın da güvencesi olacaktır.

Bugüne kadar, mülteci olarak ülkemize gelen Afganlılar, Iraklılar ülkelerine dön(e)medilerse, Suriyelilerin de dön(e)meyeceğini şimdiden söylersek, kehanet sayılmaz. Bunun bir nedeni kendi ülkeleri ise, diğer nedeni de Türkiye’nin sunduğu yaşam avantajlarının geri dönecekleri ülke ile kıyaslanamayacak oranda yüksek olmasıdır. Dolayısıyla, Suriyeli mültecilerin de, barış koşulları sağlansa dahi, ülkemizde yaşamayı tercih edeceklerini bilerek, öngörerek tedbirler almak lazımdır.

YORUM EKLE

banner322

banner324

banner323

banner320

banner321