banner269
ŞİMDİYE KADAR NEREDEYDİNİZ?
 
Korkularım dedi. Evet korkularım, tüm bu olanların nedeni korkularım. Korkularım davetiye çıkartıyor onlara…
 
Korktukça ben, korkutuyorlar… Korkuttuklarınca da korkuyorum…
 
O nedenle ki benim esas suçlu olan… Onların hiçbir suçu yok aslında… Onlar ne bilsin beni… Onlara gerekli olan eğlence, olabildiğince eğlenebilmek tek amaçları… Yeter ki eğlenebilsinler, her gün bir başka şekle büründürerek eğlencelerini, korkularımı da çeşitlendirip çoğaltarak daha bir acımasızlaşarak ve daha bir acıtarak…
 
Fark etmiyorlar çektiğim acıyı. Kim bilir belki de böylesi iyi olan, farkındalıkları daha bir acımasız kılar onları belki de…
 
Evet, evet kabahat bende. Ben onların yarısı, hatta çeyreği olabilseydim, onlardan önce ben gidebilseydim korkularımın üzerine kaçmak yerine, bu gün hem böyle acı çekiyor olmayacaktım, hem de onlara bu zevki tattırmayacaktım.
 
Bilmiyorlar her şeye rağmen yine de şu küçücük yüreğim onların sevgileriyle nasıl da dolu. Neden uzatmıyorlar dostluk dolu ellerini, neden geri çeviriyor, hatta görmüyorlar gözlerimdeki sevgiyi? Ben mi gösterememekteyim ki? Daha nasıl gösterilir bilmem ki. Onca dostluğa, arkadaşlığa yakışmazlığa rağmen yine de gözlerimdeki sevgi ışıltılarını söndürmemeyi başarabildim, yine de dostluklarla uzandı ellerim. Üstelik çok şey de değildi beklediklerim, bir tebessüm kâfiydi, bırak el uzatmasınlar, uzaktan, içten bir tebessüm yeterliydi…
 
Bulaşmazdı ki bu hastalık, zaten bulaşacak olsa ben yaklaşmazdım öncelikle onlara…
 
Ne olurdu görmezden gelseydiler saçlarımın her gün biraz daha dökülüşünü, sonrasında da hiç kalmayışını, kaşlarım, kirpiklerim de yok olmuş farkında değilmiş gibi yapsalardı ne olurdu? Ağız ve burnumu kapayan maskeyi onlara bulaşmasın diye değil, bana bulaşmasın diye, kendimi koruma amaçlı kullandığımı bilebilselerdi ne olur?
 
Yıkmak yerine, onarsaydılar şu yaralı yüreğimi, belki de sevgileri, yanımda duruşları bağlardı hayata, bağlardı da yenebilirdim belki bu lanet hastalığı, her gün biraz daha pençesine düşmek yerine…
 
Ah bir anlasalar… Kaçmak yerine, tuhaf tuhaf bakmak, korkmak yerine bir adım atsalar bana…
 
Sanki daha bir tutunacağım hayata…
 
Bırakmalıyım okulu da, ne anlamı var ki bu saatten sonra? Ben doktor olmak isterdim oysa, uçak mühendisi, pilot, deniz subayı, öğretmen… Karar veremiyordum bir türlü hangisi olacağıma… Keşke hepsi olabilseydim ama… Artık hiçbirini olamayacağımı biliyorum. Oysa daha ne çok şey olmak istiyordum, ne çok şey yapmak…
 
Ailemdekiler saklıyor; gözyaşı ve acılarını içlerine gömerek ümitlerimi yeşertmeye çalışıyor. Gayet iyiymişim, iyileşecekmişim gibi umutlu, hatta eminlermiş gibi mutlu görünmeye çalışarak rol yapıyorlar… Anlamıyor muyum, onlar üzülmesin diye, anlamazdan, bilmezden geliyorum ben de… Bozmuyorum oyunlarını, inanıyor görünüyorum, daha çok uzun yıllar varmış gibi önümde, hayaller kuruyorum gözlerime ve dudaklarıma en mutlu gülüşleri yerleştirerek sahte sahte…
 
Duydum oysa, uyuyorum sanıyorlardı beni. Öyle sıradan bir hastalık değilmiş bu, Lösemiymiş adı, öyle kolayca, birkaç günde iyileşmezmiş insan. Zaten uzun süredir yaşadıklarımdan da belli. Çok acı çekiyorum, sıkıntılarım oluyor. Gerçi iyileşen çocuklar da varmış ama benim günlerim sayılı…
 
Acıtıyor mudur ki onların da içlerini?.. Acıtmaz mı, hem de nasıl acıtıyordur, nasıl kahroluyor, çaresizlikle kıvranıyorlardır. Çok ağlarlar mı, sonra da zamanla unuturlar mı acaba beni?
 
Annemle babam da bana eşlik etmişlerdi ilk günden beri, onlar da kazıtmışlardı saçlarını. Farklı ve uzaylı bir aile gibi algılanır olmuştuk, herkes bir garip, bir tuhaf, kimi de acınası bakıyordu yollarda; itiraz ettim, uzatın tekrar dedim, okşamak istiyorum saçlarınızı… Dinlemediler, iyilik yaptılar sözde bana ama bilemediler, onları gördükçe kendimi daha bir hatırlayışla üzülüşümü.
 
Kaçıncı günüm bu hastanede, o son konuştuklarından bu yana kaç gün geçti? Evimi çok özledim, odamı, yatağımı, oyuncaklarımı, kitaplarımı, öğretmenimi, arkadaşlarımı, ders çalışmayı bile özledim.  Hele de annemin kurabiyelerini, pastalarını, tatlılarını… O çok sevdiğim tatlıdan yapıp getirse de, bir kere olsun yiyebilsem ne olur ki? Sanırım bir ya da iki günüm var, hissetmekteyim de zaten tükenişimi…
 
Nasıl oldu,  çok gecikmiş de olsalar, nasıl geldi akıllarına, kimden çıktı fikir, nasıl değiştiler böylesi?
 
O gün tüm sınıf arkadaşlarım, saçlarını kazıtarak ziyaretime gelmiş…
 
Ama ben göremedim ki!

Perihan Reyhan Alkan

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner291

banner272

banner274

banner276

banner192

banner174

sanalbasin.com üyesidir