Öne Çıkanlar Alman Bayern Cumhuriyetçi Merkel Berlin Türk

''CHP’nin yeni şeyler söylemesi gerekmektedir''

''CHP’nin yeni şeyler söylemesi gerekmektedir''

CHP’nin yeni şeyler söylemesi gerekmektedir
 
MOCCA: Sayın Kolat, biz sizi tanıyoruz. Hem Berlin tanıyor, hem de Almanya. Malum, Almanya’daki Türk toplumu dinamik bir toplum sürekli gelişiyor, büyüyor. Kenan Kolat’ın kim olduğunu Kenan Kolat’tan dinleyebilir miyiz?
 
Kenan KOLAT: Türkiye’de Avusturya Lisesi’nde okudum. yılında İstanbul Teknik Üniversitesi Gemi İnşaatı Fakültesine kaydoldum. 1980 yılında Almanya’ya gelerek burada eğitimime devam ettim. Türkiye’de sivil toplum kuruluşlarında hizmet veriyordum, aynı alışkanlığımı burada da devam ettirdim, spor, kültür ve öğrenci derneklerinde görev aldım. Daha sonra siyasi ve sosyal alanda faaliyuet yapan derneklerde yer almaya başladım. Almanya’daki Türk öğrencilerini bir çatı altında toparlayan Almanya Türk Öğrenci Dernekleri Birliğinin kurucu başkanlığını yaptım. Almanya Türk Toplumu ve Berlin Brandenburg Türkiye Toplumunun kuruluşlarında bulundum ve 9 yıl Almanya Türk Toplumu Başkanlığını yürüttüm. 2014 yılından bu yana, aralarında Almanya Türk Toplumunun da bulunduğu 10 farklı ulusu içinde barındıran Sosyal Hayır Kurumunun başkanlığını yapmaktayım. Ayrıca 2015’in başından beri Kolat Consulting adlı şirketimde siyaset ve strateji danışmanlığı hizmeti vermekteyim.
 
MOCCA: Geçtiğimiz günlerde yapılan seçim sonucunda geçerli oyların 206’sını alarak CHP Berlin Birliği Başkanlığı’na seçildiniz. Bizler bu güne kadar Almanya’daki sivil toplum kuruluşları temsilcilerinin yöneticilerinden ‘Türk toplumu artık buralıdır, buradaki meselelerle ilgilenmelidir’ gibi açıklamalar duymaya alışmıştık. CHP olarak Almanya’da örgütlenmeniz bu politikadan vaz geçtiğiniz anlamına mı geliyor?
 
Kenan KOLAT: Göçmen politikalarının ilk çıktığı dönemlerde Türk toplumunun önemli bir kesimi, Biz Türk’üz diyerek göçmen sözcüğünü reddederlerdi. Biz de göçmenlik olgusunu hep vurgulamaya çalışırdık. Çünkü göçmenlik kalıcılığı ifade ediyor. Yalnız bizim de o zaman tam göremediğimiz bir şey vardı. Geldiğimiz ülkeyle bağlar klasik göç ülkelerinde olduğu gibi kopmuyor. Gerek teknolojinin gelişmesi, gerek Türkiye Almanya arasındaki ilişkilerin iyice yoğunlaşması iki ülkenin iki gündemini de izlemek zorunda bırakıyor buradaki insanımızı. Buradaki kriterler ve yaklaşımlar Türkiye’deki olayları algılamaya yeterli olmuyor. Burada bir köprüye gereksinim var ve işte bu köprüyü bu siyasi hareketin içerisinde gördüm ben. Tabi ki buradaki sorunlar öncelikli sorunlarımızdır ama buradaki sorunlarımızın bir bölümü Türkiye’den kaynaklanmaktadır. İki ülke ilişkilerinin bozulması burada bizim çocuklarımızın geleceğine ipotek koymaktır. Almanya ile ilişkilerin bozulması, buradaki çocuklarımızın okullarda ve meslek eğitiminde sorunlarla karşılaşmalarına, iş bulmada sıkıntı çekmelerine, ırkçılığın daha da artmasına sebep olacaktır. Bizim yapmamız gereken gerginliğin ortadan kaldırılması için çalışmaktır. Bu da karşılıklı görüşmelerle gerçekleşebilir. İşte CHP olarak biz burada öncelikle bunu yapacağız. CHP’li milletvekillerini, CHP’li insanları, sosyal demokratları, bilim insanlarını, gazetecileri buradaki muhataplarıyla görüştürerek ilişkileri güçlendireceğiz. Örneğin, 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında ben SPD Genel Başkanı Sigmar Gabriel ile bir görüşme yaptım ve Türkiye’nin yanında yer almaları gerektiğini vurguladım.
 
MOCCA: Türkiye’deki bir muhalefet partisinin Almanya’da örgütlenmekteki gayesini kısaca anlatır mısınız? Diğer partilerin burada bir temsilcilikleri bulunmadığını biliyoruz.
 
Kenan KOLAT: Aslında diğer partiler de çeşitli dernek, federasyon ya da birlik adı altında Almanya’da siyasi faaliyet yürütmektedirler. Yani Türkiye’deki her partinin burada belli bir uzantısı bulunmaktadır. CHP, bir şeyin arkasına sığınarak değil CHP olarak yer almak istedi. Burada yaşayan vatandaşlarımızın oy hakkı var ve buradaki vatandaşlarımızın beklentilerinin de Türkiye’ye doğrudan yansıtılması gerekiyor. CHP bu amaçla böyle bir çalışma içine girdi. Teşkilatımızın SPD ile CHP arasında bir köprü oluşturma bakımından da çok yararlı olduğunu şimdiden görüyoruz. Alman tarafı bize doğrudan ulaşabiliyor ve biz doğrudan Türk tarafına ulaşabiliyoruz. Çok kısa yoldan iki tarafın biraraya gelmesine büyük katkı sağlayacağımızı düşünüyorum. İki ülkenin sosyal demokratlarının birbirleriyle daha yoğun çalışmasına teşvik olarak da görülebilir. Biz önce bu iki partinin bir arada olmasını, birbirini tanımasını, kardeş kentler, belediyeler üzerinden işbirlikleri yapılmasını istiyoruz. Sigmar Gabriel Türkiye’de tatil yaparken Kemal Kılıçdaroğlu ile bir araya getirmek istedim ama zamanları uymadığı için görüşemediler malesef. Bunların artık normal olması gerekir. En yakın zamanda bir buluşma gerçekleşecektir. Örgütlenme, topluma yaklaşım konularında Türkiye’deki CHP’nin SPD’den öğreneceği, buradaki SPD’nin de CHP’den öğreneceği şeyler var. CHP içerisinde, Türkiye’deki gelişmeleri Türkiye bütünselliği içerisinde anlatabilecek insanlarımız var. Böylece buradaki bazı SPD’li milletvekillerinin yaptığı ön yargılı açıklamaların da önünü alabiliriz. SPD’nin içerisinde de Türkiye’deki bazı konuları buradaki iç siyasete alet edenler var. CDU bunu yapıyor, ama SPD’nin de bir sağ kanadının var olduğunu da unutmamak lazım.


 
MOCCA: CHP’yi Almanya gibi sosyal demokrasinin beşiği diyebileceğimiz bir ülke ile ve evrensel kıstaslarla değerlendirecek olursanız CHP’yi  ne kadar sosyal demokrat görürsünüz?
 
Kenan KOLAT: Almanya’daki sosyal demokrasi Marksist, Leninist ve işçi kökenlidir. CHP ise devleti kuran bir partidir, bu nedenle yenilenmeci olamamış daha çok korumacı bir parti olmuştur. Halka yukarıdan bakan bir parti olduğu için toplumla bütünleşmesinde ciddi sıkıntılar olmuştur. CHP’nin tam bir sosyal demokrat parti olabilmesi için, Türkiye’deki işçi hareketi, kadın hareketi, yeşil hareketi, eşcinsel hareketi gibi hareketleri özümseyerek bir insan hakları hareketine dönüştürmesi gerekmektedir. CHP’nin artık yeni şeyler de söylemesi gerekmektedir. Türkiye’nin bölgede ve dünyada çok önemli bir ülke olduğunu, demokrasi ve çağdaşlık ilkeleri içinde anlatmalıdır. Teknoloji üretimi ve araştırma-geliştirmeye harcanan payın arttırılması gerektiğini daha çok dile getirmelidir. CHP’de en azından söylem düzeyinde bir takım yeni kıpırdamaları vardır ve bunları ben çok olumlu bulmaktayım. Özgürlüklerin daha çok dile getirilmesi, insanların farklı görüş ve taleplerinin Türkiye’nin bütünlüğü içerisinde daha çok ele alması gerekmektedir. Toplumda Türkler Kürtlerin, Kürtler Türklerin sorunlarına sahip çıktığı zaman, Aleviler Sünnilerin, Sünniler Alevilerin sorunlarına sahip çıktığı zaman, eşcinsel olmayanlar eşcinsellerin sorunlarına sahip çıktığı zaman sorunlar çözülebilir. CHP‘nin klasik söylemlerinden kurtulması için biraz daha sürece ihtiyacı bulunmaktadır. Kemal Kılıçdaroğlu ile birlikte CHP’nin içeresinde bu potansiyelin olduğuna inanmaktayım.
 
MOCCA: Biraz önce CHP’nin devlet kuran bir parti olduğunu vurguladınız. Sizce Türk halkı neden devlet kuran bir partiye oy vermiyor, neden CHP cumhur tarafından benimsenmiyor?
 
Kenan KOLAT: Halkın önemli bir bölümü oy veriyor. Başta biraz jakoben ve yukarıdan aşağıya bir yapılanma olduğu için bazı şeyler asker zoruyla yapılmış. Bundan sonra yapılması gereken kapsayıcı bir yaklaşım olmalıdır. Kimlik siyaseti yapılmamalıdır. Atatürk “Ne mutlu Türk‘üm diyene!“ demiştir, ne mutlu Türk olana dememiştir. Kökenine bakmadan kendini Türk hisseden demek istiyor. Bu aslında çok güzel bir yaklaşımdır. Bu konuda AK Parti’nin başlatmış olduğu Kürt açılımı, Alevi açılımı gibi siyasetler prensipte doğru olmakla beraber malesef sonuç vermemiştir. Günümüzde artık insanları inancına ya da kökenine göre ayırma yaklaşımında olmanın yanlış olduğu ortaya çıkmıştır. İnsanların farklılıklarına sahip çıkacağız, saygı duyacağız. Ben Türk Toplumu Başkanı olarak Almanya’da mahkemeye gidip bir gencimizin sadece başörtü taktığı için işe alınmamasına en büyük tepkiyi verdiysem bugün de bir CHP‘li olarak aynı şeyi yaparım. Onların sorununa ben sahip çıkacağım. Bir Alevi dışlanıyorsa onun dışlanmasına da, o başörtülü kadın sahip çıkacak ki toplumda bütünleşme sağlanabilsin.
 
MOCCA: Peki, Türkiye’deki CHP bu konularda Kenan Kolat’a ne kadar katılıyor?
 
Kenan KOLAT: Biz bu demokrat yaklaşımlarımızın Türkiye’de taban bulacağına inanıyoruz. CHP’li milletvekili arkadaşlarımızla bir araya geldiğimizde görüşlerimizi beğenen ve destekleyen çok kimse olduğunu görüyoruz. Kuruluş felsefesinden gelen katı anlayışı savunanlar olmakla birlikte ben CHP’nin bunu yapabileceğine inanıyorum.
 
MOCCA: CHP‘nin Güneydoğu ve Doğu’dan yani ağırlıklı olarak Kürt vatandaşların yaşadığı bölgelerden oy alamamasını nasıl açıklıyorsunuz?
 
Kenan KOLAT: Geçmişte CHP’nin o bölgelerdeki vatandaşlarımıza karşı yürüttüğü yanlış siyasetler olmuştur. SHP döneminde meclise aldığımız milletvekilleri daha sonra partiden atılmışlardır. Kürtlerin oy vermemesinin ağırlıklı sebebi ulusalcı söylemlere karşı tepkiden kaynaklanmaktadır. Bugün CHP’li yöneticilerin -milletvekilleri olmasa bile- bölgeye yaklaşımı daha farklıdır. Bence örneğin, CHP hiç korkmadan Güneydoğu‘ya gidip Kürt konferansı adı altında bir toplantı yapabilir. Buradaki insanları toplayıp, ne yapmamız gerekiyor diye, onlara sorabilir. Malesef CHP bu konuda pek cesaretli değil. Batıdan oy kaybedeceğinden korkuyor. Korkulmamalı, Türkiye’nin bütünlüğü için bu yapılmalıdır. Bütünlük de oradaki Kürtleri yanına almakla sağlanabilir. Aslında biz, bölgeyi sadece HDP ve AK Parti’ye bırakmak istemiyoruz. Oradaki insanları da CHP’ye oy vermeye davet etiyoruz.
 
MOCCA: Almanya’da adı Hristiyan Demokrat Parti bir parti var. Türkiye’de buna benzer bir parti kurulması yani Müslüman Demokrat Parti gibi bir parti kurulması sizce mümkün olabilir mi? Böyle bir durumda CHP’nin tutumu ne olur?
 
Kenan KOLAT: Ben burada tabi ki kendi kişisel görüşümü söyleyeceğim. Almanya’nın din-devlet ilişkisine baktığımızda, zamanında kiliselerle bir takım çatışmaların yaşandığını daha sonra kiliseler devleti yönetme amacından vazgeçtiklerini, buna karşın devlet onlara başka görevler verdiğini ve anayasa da haklarını güvence altına aldığını görüyoruz. Yani Almanya’da din eksenli partiler hiçbir zaman temel sistemi değiştirmek ya da din temeline dayalı bir sistem kurmak gibi bir düşünce içerisinde olmadılar. Türkiye’dekiler de bunu bu şekilde açıklarlarsa ve üstünde uzlaşma sağlarlarsa benim için hiçbir sorun teşkil etmez. İsteyen istediği partiyi kurabilmeli Türkiye’de. Aslında anayasasındaki laiklik tanımı bunu içeriyor. Ama Türkiye’de hala üstünde uzlaştığımız bir zemin olamadığı için bunlar tartışılıyor. Türkiye’de inanan veya inanmayan ya da farklı şeylere inanan her kesimden insanın üstünde uzlaşacağı bir ortam olması gerekmektedir. Camiye ya da cemevine gitmesinin, açık ya da başörtülü olmasının benim için bir önemi yok. Önemli olan herkesin herkesi olduğu gibi kabul ettiği, farklılıkların zenginlik olarak görüldüğü bir toplumun oluşmasıdır. Örneğin başörtüsü konusunda CHP’nin zamanında yapmış olduğu yanlışlar olabilir ama daha sonra başörtüsü sorunun çözümünde CHP’nin de katkısının olduğu bir gerçektir. CHP’nin içerisinde başörtüsüne şiddetle karşı çıkan bir kesim vardır. Buna rağmen CHP gerçekten sağduyulu bir tavır ortaya koymuştur, bu konuda Kılıçdaroğlu’nu da kutlamak gerekir.


 
MOCCA: Başörtüsü meselesine değindiniz, şu anda da benzer bir konu eğitim politikaları üzerinden tartışılmaktadır. Türkiye imam hatipleştiriliyor, şeklinde eleştiriler var. Aslında müfredata baktığımızda böyle bir şeyin olmadığını görüyoruz. Sizce neden böyle yapılıyor?
 
Kenan KOLAT: Bu konuda CHP’nin tam olarak ne söylediğini bilmiyorum ama ne söylediğinden ziyade ne söylemesi gerektiği üzerine konuşabiliriz. İnsanların dini ihtiyaçlarının giderilmesini elbette CHP savunmalıdır. Yalnız insanları sadece belli bir mezhebe göre, örneğin Sünnilik‘e, şartlandırmak yanlıştır. “Türkiye Müslüman bir ülke“ deniliyor. Bu doğru değildir. Türkiye laik bir ülkedir. Halkı Müslüman bir ülke olabilir ama halkının tamamı da Müslüman değildir. Bazı kavramlara çok dikkat edilmelidir. Yüzde birlik bir oran bile olsa toplumda tüm insanların hakları savunulmalıdır.
 
MOCCA: Türkiye’den Almanya’ya gelen siyasetçilerin Türkiye’deki olayları buradaki kamuoyuyla paylaşırken birbirlerini şikayet ettiklerini gözlemliyoruz. Ama bir Alman partisi Türkiye’ye gittiğinde böyle bir tutum sergilemiyor. Türk siyasetçilerinin bu tutumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
 
Kenan KOLAT: Ben Alman muadilleriyle görüşürken eşlik ettiğim CHP’liler için şikayet amacıyla bunları dile getirdiklerini söyleyemem. Ama Türkiye konusundaki kaygılarını dile getiriyorlar. Bu kaygılar bizim de paylaştığımız kaygılardır. SDP‘nin Alman kamuoyu önünde yaptığı tartışmalarda sadece diğer partileri değil kendi içlerinde de birbirlerini ne kadar eleştirdiklerini görüyoruz. Alman partilerin Türkiye’de hitap edeceği bir tabanı olmadığı için bu tartışmaları Türkiye’de yapmıyorlar. Burada Türkler daha çok ve Türk siyasetçiler de buradaki insanları Türkiye siyasetine çekmek istiyorlar. Ben her zaman sert söylemler yerine olaylara somut olarak bakılması gerektiğini düşünüyorum. Almanya’daki bir siyasetçi Türkiye’deki hükümeti eleştirebilir ama bunu yaparken Türkiye karşıtlığı, Türk ya da İslam düşmanlığı yapıyorsa buna elbette karşı tavır koyarız. Türkiye kökenli milletvekillerinin, parlemento ve belediye meclis üyelerinin bir araya geldiği bir toplantıda Sigmar Gabriel’in önünde yaptığım konuşmada bu konuya da değinmiştim. Nasıl ki İsrail’e karşı bir konuşma yapıldığında Antisemitizm olarak algılanıyorsa Türkiye devletine karşı yapacağınız eleştiriler de Türk düşmanlığı olarak algılanır, demiştim. İsrail hükümetinin politikasını eleştirebilirsiniz, devletini değil. Türkiye’de de varsa eleştiriniz AK Parti iktidarına karşı yapın ama Türkiye böyledir, demeyin. Biz bu algıyı kaldırmak için çaba harcıyoruz. Biz görüştüğümüzde Türkiye hükümeti yetkililerine de bunu söylüyoruz. Kendi partimizin yetkililerine de bu konuda daha dikkatli olmaları gerektiğini söylüyoruz. Türkiye düşmanlığına cevaz verecek yaklaşımlara girilmemesi gerekir. Hükümetin yaptığı yanlışları dile getireceğiz ama Türkiye’mizi de savunacağız. Eleştirilerimizi çağdaş ölçüler içerisinde somut olarak yapacağız. Örneğin, AK Parti seçimlerden önce bir bildiri dağıttı ve yurtdışında yaşayan Türklerle ilgili bir sürü vaatlerde bulundu. Bu vaatlerin sadece yüzde 50’si hükümet programına girdi ve şimdiye kadar bunların da yüzde 10’u yapılmış durumda. Biz bunu tabi ki dile getireceğiz. Bu normal bir eleştiridir ve muhalefetin görevidir. Yapıcı eleştiriler getirmeyi öğrenmemiz gerekiyor. Türkiye’deki siyasi ortam malasef uzlaşı üzerine değil uzlaşmama üzerine olduğu için bu tür sorunlar çıkıyıor.
 
MOCCA: Son dönemde Türkiye-Almanya siyasi ilişkilerinde yaşananları nasıl değerlendiriyorsunuz? 1915 olaylarını parlementonun soykırım olarak tanımlaması, 15 Temmuz kalkışmasından sonra FETÖ üyelerinin Almanya’ya ilticalarının söz konusu olması, yapılan protestolara Almanya devletinin gösterdiği tepki, Türkiye’de yakalama kararı bulunan Can Dündar’a pasaport verilmesi, HDP tutuklamaları sonrası Almanya hükümeti tarafından yapılan açıklamalar vs.
 
Kenan KOLAT: Soykırım iddiasıyla ilgili parlemento kararı tamamen yanlıştır. Parlementonun bu şekilde bir karar alması gerek Türkiye gerek buradaki Türk toplumuna yapılmış bir harekettir. Bunun yanlış olduğunu defalarca ifade ettik. Türk toplumunun buna şiddetle karşı olduğunu da söyledik.

15 Temmuz olayında Almanya’nın daha çok Türkiye’nin yanında olmasını isterdik. Ben, Dışileri Bakanı Sigmar Gabriel’in hemen Türkiye’ye gitmesini isterdim. Bunu kendilerine de ifade ettim. O eleştiriyi de kabul ettiklerini açıkladılar. Bu hatayı açık ve net olarak gördüler.

Can Dündar ile ilgili dava sürmektedir. Konuyu casusluk olarak nitelemek ne ölçüde doğru olur, bilmiyorum. Avrupa’da da bu tür tartışmalar olmaktadır. Ama Can Dündar’ın söylediği şeylerin doğru olduğu artık hükümet tarafından da kabul edilmiştir. Çok tartışmalı ve nazik bir konudur. Ayrıca Türkiye’de hükümetin Suriye politikasının yanlışlığını çok iyi ortaya koyan bir şeydir. Almanya’da parlementoda Parlamentarisches Kontrollgremium (PKG) adı altında bir komisyon vardır. Bu tür gizli bilgiler orada gizli kalmak kaydıyla konuşulmaktadır. Almanya’da muhalefet mutlaka bu tür konularda üst düzeyde bilgilendiriliyor. Türkiye hükümetinin de Suriye konusunda kamuoyuna gizli ancak muhalefeti de içine alan ulusal politika oluşturması gerekiyordu. Devlet içerisinde gizli kalması gereken konular mutlaka olabilir ama bunlar devletin yasa dışı işler yapmasını mazur göstermez. Almanya’da bu olay devlet sırrının açıklanması olarak değerlendirilmiyor. Muhalif bir gazeteciye gazetecilik yaptırılmadığı şeklinde değerlendiriyor. Bu da Cumhurbaşkanımızın Almanya’ya karşı sert söylemlerine Almanya’nın cevap verme şeklidir.
HDP’nin politikalarını eleştiren birisi olarak, HDP’li milletvekillerinin içeri alınma şeklini de yanlış buluyorum. Bir milletvekilinin gidip bir teröristin cenazesine katılmasını da çok yanlış buluyorum. Kabul edilmez bir şey. Ancak şunu da unutmamak gerekir. Bu hükümet PKK ile görüşmeler yaptı, bu adamların üzerine gitmeyin diye yazılan resmi yazılar var. O zaman bunların hepsini hapse atmamız gerekiyor. Belli bir dönem söylenen lafların daha sonradan suç olarak isnat edilmesi çok yanlış. Eğer bir milletvekili silahlı bir eylemi açıkça desteklemişse, fiili olarak arabasında silah taşımışsa, onun propagandasını doğrudan yapmışsa cezalandırılmalıdır. Teröre destek olamaz, bunun tartışması bile olamaz. Ancak bu da belli bir süreçle işler. Dava açılır, mahkeme görülür, dava sonuçlanır, milletvekilliği düşürülür, hapse atılır. Aynı şekilde AK Parti içerisinde de bu gibi eylemlere katılmış insanlar varsa onlara da aynı uygulamalar yapılır. Mutlaka teröre karşı tavır alacağız, şiddetle karşı duracağız, terörü hiçbir zaman güncel yaşamımıza sokmayacağız, ama Kürt sorunu bu şekilde çözülmez. Çözüme ulaşmak için daha önce yakalanmış olan, benim de o zamanlar çok olumlu bulduğum uzlaşı ortamının yeniden oluşturulması gerekiyor. Bu ortamı tekrardan yaratmak zorundayız.
 
MOCCA: Türkiye’deki bu sıkıntıların sebeplerinden bir tanesi de Türkiye’nin belini doğrultmasını istemeyen ülkeler olabilir mi?
 
Kenan KOLAT: Bulanık suda avlanmak isteyenler her zaman olacaktır. Ancak ben içinde yaşadığımız Almanya devletinin Türkiye’yi zayıf düşürmek için bir politika izlediği kanaatinde değilim. Türkiye büyük bir ülkedir. Türkiye kendine güvenirse, kendi toplumunda uzlaşmayı sağlayabilirse daha da büyüyecektir. Bu uzlaşma ortak akılla sağlanabilir, benim dediğim doğru senin dediğin yanlış anlayışıyla sağlanamaz. Eğer bu ortam yakalanırsa Türkiye’de ne dış gücün ne de başka bir şeyin önemi olmaz. Bunu yapmak için, bölmemek, dışlamamak, hor görmemek, aşağılamamak, farklılaştırmamak gerekiyor. Türkiye’nin en büyük eksikliği toplumsal bütünlüktür. Üst aklı yenmenin yolu ortak aklı bulmaktan geçiyor. Türkiye’nin ortak akla ihtiyacı var. Türkiye’de parlemento içinde ve dışında tüm siyasi yapıları bir araya getirecek bir yapı olmalıdır. Bunu başarabilirsek Türkiye’de iyi bi noktaya gelebiliriz. Ben herşeye rağmen Türkiye’den umutsuz değillim.
 
 
Rüportaj: Rüştü Kam
Düzenleme:Niğmet Balcı
Tashih:Zülfikar Kam
Mocca sayı:28


ha-ber.com

 

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

Avatar
zmsk 3 hafta önce

CHP Berlin Teşkilat Başkanı'nın ağzından " CHP jakoben bir partiydi." cümlesini duymak bir devrim...

Avatar
aydınresul 2 hafta önce

Doğru bir tespit, bu bir devrim. Ne var ki tespitin karakteri bakış açısına göre değişiyor. Bana göre Atatürk devrimlerinin karşı devrimi.