banner216
REHİN ALINMIŞ TÜRKİYE

Hükümetlerin  gizli organizasyon ve bilgilerini ortaya çıkarılmasıyla tanınan Wikileaks 1,2 Milyon belgeyi açıkladığında siyasi alanda bir çok taşı yerinden oynatmış  sadece Türkiye'de  her yolsuzluk ve yasadışı uygulamalarını sorgulamasında uygulanan karartma yolu seçilmişti.

İktidar; yargıda, yürütmede  ve yasamada gücünü kullanarak her yasadışı eylem ve uygulamalarının üzerini örtmeyi yeğledi.

Bu günlerde kamuoyu gerçeklerin gizlendiği sadece muhaliflerce değil yandaşlarca bile kabul edilmektedir.

Wikileaks dosyalarında Recep Tayyip'in ''İsviçre bankalarında sekiz ayrı gizli hesabı''  yayınlanınca başka ülkelerde olduğu gibi yargıda, mecliste araştırılıp gerçeğin aydınlatılması gerekirken, yine iktidar gücünü kullanarak yasaklama, yok sayma yöntemini seçmiştir.

RTE'nin önünde de  iki seçenek vardı:

-''İsviçre'ye resmi başvuruda bulunarak hesabının olup olmadığının açıklanmasını istemek''.ya da
-''İnkar etmek.''
Recep Bey ikinci seçeneği seçti; ''Kanıtlamayan şerefsizdir!'' Diye meydan okudu.
Kendisi istemedikçe hiç kimsenin banka hesabı,  değil İsviçre'de ki gizli hesapları, normal bankalarda bile kişilerin normal banka hesabı açıklanamaz.
(Aynı suçlama Deniz Baykal'a yapılmış, o da İsviçre devletine başvurarak açıklama istemişti;
İsviçre'den yanıt; ''Ülkemizde hiçbir bankada hesabınız yoktur.'' )

Türkiye'de, üniversitelerde Türban yasağı nedeniyle, üniversite eğitimi yapamayan iki oğlunun ve bir kızının ABD'de eğitim görmelerine maddi gücü yeterli değildi.
Devreye  hayırsever bir işadamının eğitim masraflarını üstlenmesiyle sorun çözüldü ve AKP Genel Başkanı ve Başbakanın çocukları ABD'de hayır parasıyla eğitimlerini tamamladılar.

Hayır parasıyla okuyan bu çocuklar ABD'den dönerken bir ticari gemi satın almış olarak döndüler.

Baba başbakan ''gemi değil, gemicik'' dese de bu gemiciğin bedeli bankalardan alınan kıyak, peşinatsız, kazan kazan öde türü devlet bankasından alındığı ortaya çıktı.
Başbakan Recep'in çocuğuna  yapılan bu kıyak sıradan vatandaş Recep'in çocuğuna yapılır mıydı?

Ya da böyle bir örneği var mıydı?

Erzincanlı Binali Yıldırım'ın oğlu da o yollardan gemiler satın almıştı.

Ama Binali o dönem Türkiye Cumhuriyetinin Ulaştırma Bakanıydı!

Hitler'in propaganda bakanı Goebbels; ''Bana vicdansız bir medya verin, size bilinçsiz bir toplum yaratayım.'' Demişti.

Milletin a... koymayı marifet sayan AKP yandaşı ve çok eşli, devletin yağlı ihaleleri ile köşeler şöyle dursun, Everest'leri aşan Mehmet Cengiz, ihale hırsızlarından aldığı rüşvetlerle Binali Yıldırım yönetiminde kurulan havuz medyası ve Gülen Cemaati medyası ile bilinçsiz toplum yaratmada Goebbels'e bile fark attılar.

Sabah Grubunu ele geçirip başına da Cemaat okullarından yetişmiş müstakbel damat  getirilerek deneyim kazanarak devlet yönetmeye hazırlanmıştı.
Muhalefet araştırma önergesi verse de AKP oylarıyla reddedildi...

17-25 Aralıkta ortaya saçılan asrın yolsuzluk ve rüşvet skandalı; belgeli, görüntülü, gerçek ses kayıtlarıyla yalnız Türkiye'de değil dünya gündemine bomba gibi düştü.
Bakan çocuklarının evlerinde gizli kasalarda milyonlarca döviz, para sayma makineleri, devlet bankası Halk Bankasının Genel Müdürünün evinde,  beş milyon Euro para ayakkabı kutularına istif edilmiş halde bulundu.

İçişleri Bakanı Muammer Güler ve oğlu, Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan ve oğlu, Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar ve Oğlu, Avrupa Birliği Bakanı Egemen Bağış İranlı İşadamı ve ortağı yolsuzluktan idama mahkum olan Rıza Sarraf'tan  Rüşvet almakla suçlandılar.

Egemen Bağış görevden alındı, diğer bakanların başbakanca istifaları istendi. Erdoğan Bayraktar dışında diğer bakanlar istifa ettiler. Bayraktar; ''Ben başbakanın emirlerini yerine getirdim. Onunda istifa etmesi gerekir.'' Dediyse de belediye başkanları gibi o da istifa etmek zorunda bırakıldı..

Rıza Sarraf'ın AKP'li bazı bakanları milletvekillerini, AKP'ye yakın işadamlarını özel uçağı ile Umreye götürdüğü, tüm masrafları ödediği kendi el yazısıyla tuttuğu defterindeki kayıtlarla ortaya çıktı.

Fakat, 17 Aralık'ta aramalar, gözaltılar, tutuklamalar sırasında Başbakan ve AKP Genel Başkanı Erdoğan'ın oğlu Bilal Erdoğan ile İstanbul Kısıklıda evindeki milyonları bulan yabancı paraların sıfırlanması konuşmaları ortaya çıkınca, AKP Genel Başkanı bu skandalın dört bakan ve çocuklarıyla sınırlı kalmayacağını anlayınca hükümet, yargı, meclis gücünü kullanarak bu skandalın Gülen Cemaatinin bir komplosu olarak kendisini yasadışı yollarla dinlendiğini öne sürerek toptan inkar yolunu seçti.

Halk Bank Genel Müdürünün evinde ayakkabı kutularından çıkan paraların ve bakan çocuklarının ev ve bürolarında çıkan paraların Gülen tarafından konulduğunu iddia ettiler.

Sonradan yargıyı devreye sokarak yayın yasağı getirerek kamuoyunda, basında tartışmayı yasakladılar.

Meclisteki araştırma önergesini de AKP oylarıyla reddederek Türkiye'de skandalı yok saydılar.

Sonradan FETÖ' nün koyduğunu söyledikleri Halk Bankası Genel Müdürünün evindeki paraları, bakan çocuklarının paraları faiziyle birlikte kendilerine geri ödendi.
Hani bu paraları FETÖ koymuştu?

15 Temmuz 2016 yılında Türkiye'de FETÖ'cülerce  bir darbe kalkışması oldu ve yüzlerce insan öldü.

Sonradan ortaya çıktı ki; bu darbe AKP'nin dar bir kadrosu tarafından çok öncelerden biliniyordu. Gerek Milli Güvenlik Kurulu, gerekse istihbarat kaynakları bu darbe hazırlığını hükümetin üst yönetimine bildirdikleri halde bu günlerde ortaya çıkan kanıtların doğruladığı ''AKP üst yönetimi ve AKP'nin emrindeki istihbarat birimleri'' bu darbe girişimini önlemek yerine önlemleri alarak darbeyi kanlı bile olsa bastırıp, Devleti tamamen ele geçirmeyi planladılar.

Darbe girişimini birkaç tankın önüne çıkan sivil halkın önlediği yalanı artık geçerli değil.
Darbeyi  kurgudan  haberi olmayan TSK içerisindeki Atatürkçü subaylar önlemiştir.
Bunu fırsat bilen RTE ve kurmayları bu darbeyi bahane ederek 20 Temmuzdaki asıl AKP darbesiyle devleti ele geçirdiler. MİT, Genel Kurmay Başkanı Akar bu işin içindeydi.
Erdoğan darbeyi  eniştesinden öğrenmedi. Darbeden haberi olmayan Erdoğan için dört uçak niçin çalışır halde beklesin?

Zaten Mecliste Darbeyi Araştırma Komisyonunun başına Fetö  sempatizanı Reşat Petek atanarak baştan bu soruşturma ve araştırmaların ört-bas edileceği belli olmuştu.
MİT Müsteşarını ve Genel Kurmay Başkanını  meclise getirtmeyerek ve korsan tutanaklarla kontrollü darbe girişimini kararttı.

Son olarak Malta'da paravan şirket kurarak  ülkelerinde vergi ödemekten kaçan ve kara para aklayan uluslar arası şebekelerin içinde Başbakan Binali Yıldırım'ın çocukları, yeğenleri, eniştesi, AKP genel Başkanı Recep Tayyip'in Fetö okullarında okuduğu öne sürülen damadı Berat Albayrak'ta çıktı.

ABD'ye aslında Rıza Sarraf'ın AKP ve Erdoğan hakkında itiraflarının pazarlığı için giden Binali Yıldırım uçakta; ''Araştırılsın çocuklarımın dokunulmazlığı yok.'' Derken ABD dönüşünde araştırma önergesinin reddedilmesi suçun karartılması demektir.
Bir sakıncası yoksa neden AKP oylarıyla gerçeğin ortaya çıkışı önlensin?
AKP Genel Başkanı ve AKP, iktidarlarını sürdürebilmek için gereken maddi desteği Türkiye'nin kendi kabile devlet düzenine engel ve kendileri açısından kötü örnek olmasını istemeyen Suudi Arabistan, Katar, Birleşik Arap Emirliklerinden aldığı da kanıtlanmıştır.

İslam Ülkelerinin yeraltı kaynaklarını sömürmek isteyen emperyalizmin de desteklediği AKP, kuruluş ilkeleri olarak  saydıkları yolsuzluk- yoksulluk- yasaklar sadece kağıt üzerinde kaldı.

AKP denince yolsuzluğu demokratik hak, yoksulluğu oy getirecek matah, yasakları suçlarını örtme aracı olarak kullanılan  bir silahtır.

Türkiye'de oluşturduğu parti yargısı, biat kültürünü özümsemiş partili milletvekilleri ve varlığını Tayyip Erdoğan'a bağlı sözde bir milliyetçi, meclis dışında sözde Atatürkçü biat partisinin  desteğiyle ayakta kalmaya çabaladığı bir sürece girmiştir.
Türkiye'de yargı, meclis çoğunluğu ile ötelediği, örttüğü yasadışı eylemleri ABD'nin ve batının elinde bir şantaj gerekçesi olarak karşısına çıkmıştır.

Rıza Sarraf'ın ABD'deki varlığı ve kendini az bir cezayla kurtarmak için yapacağı itiraflar, sadece  AKP'yi ve AKP Genel Başkanını  ilgilendirmiyor. Bu Türkiye'nin geleceğini ve bekasını daha çok ilgilendiriyor.

AKP ve AKP Genel Başkanı Türkiye'de hesap vermekten kaçmasaydı belki iktidarı kaybetmekle yaptıklarının bedelini ödeyebilirdi.

Ama bu itirafların sonucunda AKP, bu suçların bedelini kendileri  ödemeleri yerine, Türkiye'ye ödetmeye kalkarlarsa  Türkiye şehit kanlarıyla, onurlu kurtuluş savaşıyla kazandıklarını kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kalabilir.

AKP Yönetimi  kendi çıkarlarını ülke çıkarlarına yeğlediklerinin örnekleri çoktur.

Muhalefet, özellikle Türkiye Cumhuriyetinin siyasi erki olan Cumhuriyet Halk Partisi yöneticileri Ak-Trol ve kefenli baldırı çıplak milis görüntüsündeki biçarelerin şerrinden çekinmeyi bir kez daha bahane olarak kullanırlarsa Türkiye'yi kurtlar sofrasına terk etmiş sayılırlar.

Vatan tehlikede olunca bu halk her türlü bedeli ödemekten asla kaçınmazlar.
Düşün önlerine ve de görün nelere kadir olduklarını.

Onlar bir çok felaketleri atlatmanın üstesinden gelmenin şifresini Atatürk'ün;
''Söz konusu vatansa, gerisi teferruattır!''
Özdeyişinden öğrendiler....

Yıldız AKALIN





Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner291

banner272

banner274

banner276

banner192

banner174

sanalbasin.com üyesidir