banner216
OLMAYAN HASTANEYE MÜDÜR VE…
 
Ameliyat öncesi tetkiklerim nedeniyle birkaç gün hastaneye gidip gelmem gerekti…
 
Biraz düzen, biraz da hijyen takıntım var, bu takıntılarım hastanelerde daha da depreşiyor, görmezden de gelemiyorum; her gidişimde, nerede ne aksaklık varsa, mutlaka dile getirmeden, ilgililere bildirmeden de edemiyorum. Onca koşturmanın, onca sıkıntının arasında sırası mı, sana ne, boş ver diyeceksiniz ama sorun orada, boş veremiyorum. Nerede olursa olsun, hiçbir yanlışa, haksızlığa, düzensizliğe bana olmasa bile, bana ne diyemiyorum.
 
Tuvalet kapılarının çoğunun kilidi yok, kırık ya da bozuk, kapılar kilitlenmiyor, sifonlar çaşılmıyor, tezgâh üstü sabunluklar kırık, duvara rapdedilenlerde de sabun yok, tuvalet kağıdı zaten hak getire, üstelik, kapakları bile kırılmış ya da yerinden sökülmüş. Her yer pislik içinde… Oysa temizliğin, hele de hijyenin en olmazsa olmaz yeri öncelikle hastaneler!..
 
Hastane başhekimlerinin cumhurbaşkanından farkı yok, ne sorununuz olursa olsun ulaşamıyorsunuz. Daha koridor girişinde iki güvenlik görevlisi hemen önünüzü kesiyor ve bırakmıyor içeri…
 
Bu nevi işlerden sorumlu olanın kim olduğunu öğrendim, onu arıyorum, bir de baktım, Başhekim Yardımcısının kapısı açık, hemen girdim, bilmiyormuş gibi ona sordum. Sorun nedir deyişi üzerine de anlattım… “Bir kat aşağıda, tam benim odamın altındaki odada Otel Hizmetleri Müdürü bayan arkadaş var o ilgileniyor ona gidin” dedi ve telefon açtı: Size bir hanım hasta gönderiyorum, sorunuyla ilgilenin lütfen dedi.
 
İndim, iktidar modeli örtülü hanımefendi telefonla konuşuyor, başını kaldırıp da, içeri kim girdi diye merak bile etmedi. Bekliyorum ki başıyla olsun selamımı alsın, eliyle oturmamı işaret etsin. Neredeyse annesi yaşında ve hastayım ama umuru değil, orada yokmuşum gibi, uzun uzadıya konuşuyor. Ben de tam karşısında, inatla bekliyorum. Belli ki birisinin işe alınması için ricada bulunan biri var telefonun öbür ucunda. Hanımefendi, tamam diyor, merak etmeyin, oldu bilin, Pazartesi gelsin başlasın diyor ama nafile, karşıdaki emin olamıyor sanırım ki ısrarda devam ediyor, hanımefendi tekrar tekrar aynılarını söylüyor ama nafile…
 
Nihayet konuşmaları bitti, bana döndü, ne istediğimi sordu. Anlattım gördüklerimi, “Siz ilgileniyormuşsunuz, hastanenin bu bölümü yeni açıldı, hemen nasıl oldu da, bu denli eksik var, nasıl bu hale geldi oralar, hiç kontrol edilmiyor mu” dedim. “Gerçi insanımızın bu nevi yerlerdeki nemelazımcılığı ve duyarsızlığı, hatta terbiyesizliği de söz konusu ama…” diye ilave ettim. “Daha dün kilitlerin yenilerinin takılması talimatı verdim, mümkün değil” dedi. “Yalan söyleyecek değilim, gidin kendiniz görün. Ayrıca iş hayatında yenisiniz sanırım, böyle oturduğunuz yerden talimatla yürümez bu işler. Talimatlarınızın ardına düşeceksiniz, dolaşıp verdiğiniz emirlerin yerine getirilip getirilmediğini denetleyeceksiniz. Her talimat sonrası, size gelip de tamam efendim dendiğinde, inanmayacaksınız. Böyle yaparsanız, nasılsa bakmıyor diye, hiçbir talimatınızı yerine getirmezler… Hem kapınızda otel müdürü yazıyor, ne oteli bu, hastaneye diğer illerden gelen hasta yakınlarının kalması için pansiyonvari konaklama bölümü de mi açıldı” dedim “Hayır” dedi. “E o halde ne otelinin Müdürüsünüz siz” dedim. “Şehir hastaneleri açılacak ya, o zaman orada, konaklama tesisi de olacak, ben o zaman oraya müdür olarak geçeceğim, şimdilik bu işi yapıyorum dedi. Şaşırdım. Bina yapılmadan, hizmete açılmadan, müdürü atanıyor! İlginç gerçekten.
 
Aslında şaşırmamak gerek, ne alakasız işlere, ne alakasız atamalar yapılmakta.  Olmayan işlere atananlar, kişiyi atayabilmek için uydurulan görevler!.. İşe gitmeksizin evinden maaş almakta olanlar dahi var. Bu kızcağızınki mi gözüne battı dedim kendime. Bu hiç değilse, dostlar alışverişte görsün kabilinden de olsa, oturduğu yerden de olsa, nispeten benzer bir iş yapıyor!..

Otobüsle eve dönüyorum; karşılıklı oturulan koltuklardan birindeyim, yanımda otuzlu yaşlarda bir erkek, karşısındaki annesi yaşlardaki kadınla konuşuyor. Aynı köydenmişler, ortak tanıdıkları çıkıyor konuştukça, onlardan havadis veriyorlar birbirlerine… Derken konu köyün imamına geldi. Yeni imam kadının komşusu, erkeğin de arkadaşıymış, yeni atanmış o göreve…
 
Kadın eski imamı methedip neden görevden alınıp da, yerine bu falancanın oğlunun atandığını anlayamadığını söylüyor, anlayamayışının öncelikli nedeni de, Siyasal Bilgiler mezunu birinin, nasıl olup da, imam olabildiği. Erkek, “Yok” diyor, “Siyasal Bilgiler değil” Kadın, “Olur mu evladım, o İlahiyatta okumadı ki hem siyasalda okuyor diyorlardı, ne anlar imamlıktan” diye karşılık veriyor. Erkek yine açıklıyor: Siyasal değil ama başka bir üniversitenin, yine siyasi mi, siyasal mı ne öyle bir bölümünden mezun, İlahiyata gitmedi ama Kuran okumayı biliyor, iş bulamayınca, bir sınava girmiş ama ne sınavı bilmem, kazanınca da, anne babasıyla kalabilmek için kendi köyüne tayin istedi, kadro açmak için de, bizim imamı başka yere tayin ettiler” dedi. Kadın şaşırdı ve kızdı, “Onları da severim ama haksızlık bu oğlum, olur mu şimdi, imamın okuyan çocukları vardı, belli bir düzeni vardı, şimdi şehir değiştir, ev taşı, çocuklar tam alışmışken yeni okul, yeni öğretmen, resmen ayağını kaydırmışlar, yakıştıramadım doğrusu, hem bu imamın pek bir şeyden anladığı da yok”
 
Kadın durakta indi; merakla sordum: Merakımı bağışlayın, ister istemez duydum konuştuklarınızı, arkadaşınız İmam Hatipte mi okumuştu, Kuranı tercüme edecek derecede Arapça biliyor mu?
 
─ Yok be ablacığım, ne İmam Hatibi, hem kolay mı öyle Kuranı az buçuk Arapçayla tercüme edebilmek? Aynı şeyleri, bilinenleri ama doğru ama yanlış anlatıp duracak işte, hem bizim oğlanın öyle şeylerle pek alakası da yoktur ama…
─ İlginç!..
─ Artık işe uygun kişi alınmıyor ki abla, liyakat bile aranmıyor, yeter ki torpiliniz olsun. Ben bir iş görüşmesinden geliyorum şu an, CV’m referanslarım çok iyi, iyi yerlerden, işimde de iyiyimdir ama adam ne CV’me baktı, ne referanslarıma. İşimle ilgili hiçbir şey sormadı. “Tanıdığın milletvekili, bakan falan var mı dedi, sinirlendim, “Olmaz olur mu, hepsini tanıyorum, hatta Cumhurbaşkanıyla, Başbakanı bile” dedim. Bu defa o sinirlendi, “Dalga mı geçiyorsun benimle” dedi. “Yoo, estağfurullah, herkes tanıyor, tanımayan var mı, her gün televizyonlardalar” dedim. Onu sormuyorum, bizzat tanıdığın var mı, buradan partiyle yakınlığı olan kimse tanıyor musun” dedi. Anlaşıldı ki benim ne eğitimim, ne çalışma geçmişim, ne de yeteneğim hiç umurunda değildi. Hiç de sevmem şu torpil işini, hele de parti kanalıyla, alakam da yok aslında iktidardaki partiyle, eski bir komşum vardı, bir aralar kartını vermişti bana, o geldi aklıma, onu tanıdığımı söyledim, yine sinirlendi, “Yetmedi mi dalga geçtiğin dedi, ben de, yine “Estağfurullah” diye başladım söze, “İzninizle” deyip telefon açtım. “Ağabey, ben bir iş görüşmesindeyim, Müdür Bey seni tanıdığıma inanmıyor, veriyorum telefonu, bir de sen konuş istersen” deyip adama uzattım telefonu, inanmaz ve müstehzi gülüşle aldı telefonu. Sesi duyar duymaz, yarı yarıya ayağa kalktı, önünü ilikler gibi yaptı, “Estağfurullah efendim, rica ederim efendim, keşke daha önce söyleseydi, tamam efendim, emir telakki ederim efendim. Kusura bakmayın efendim. Tamam efendim, oldu bilin efendim…” Hiç susmayacak sandım, gözümde de öyle küçüldü ki sorma gitsin. Telefonumu geri verirken de, “E kardeşim, neden baştan söylemedin tanıdığını da beni uğraştırdın bu kadar, tamam gerekli evraklarını tamamla da Pazartesi gel başla işe” dedi. CV ve referanslarıma bakmayacak mısınız” diye sordum, “Gerek yok” dedi. Benim de himmetinize ihtiyacım yok, beni ben olduğum için işe alacak kişilerle çalışabilirim. Sevmem bu nevi işleri, siz kendinize uygun birini bulun” deyip çıktım. Arkamdan, “Dur, nereye, kızma hemen, lütfen dinle…” deyip durdu ama nafile, adam gözümden düştü bir kere… Üstelik onuruma dokundu niteliklerimle değil de, tavassutla işe kabul edilmek.
 
─ Haklısınız, çok asil ve kişilikli bir davranış, onurlu bir duruş sergilemişsiniz ama keşke hırsla hareket etmeseydiniz mi acaba, malum, günümüzde iş bulmak zor.
 
─ Yok be abla, ben nasılsa iş bulurum, kendime güveniyorum, doğru dürüst, işinin ehli eleman arayan birileri vardır mutlaka… Benim iş saham elektrik, elektronik, işten bihaber biri sırf hatıra binaen işe alınırsa, o iş yerinde nelere mâl olabileceğini, önemini düşünebiliyor musunuz ama işin bu yanı hiç önemli değil bu zihniyettekiler için!
 
Hale bakar mısınız, ülkenin geldiği hale?!
 
Verilebilecek çok daha fazla örnek ve söylenecek çok söz olmasına rağmen, ben şahit olduklarımdan, sadece bu ikisini aktarmakla yetinip iktidarla herhangi bir yakınlığı olmayan gençlerin Allah yardımcısı olsun demekle yetineyim şimdilik.
 
Perihan Reyhan Alkan

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner291

banner272

banner274

banner276

banner192

banner174

sanalbasin.com üyesidir