banner216
NARKOZ ALTINDA

Katarakt ameliyatına beni hazırlarken anestezi doktorum, resmî dairelerde başörtüsü takma konusunda ne düşündüğümü sorunca, hayli şaşırdım. Fikrimi söylerken bayılmıştım.

Ameliyat korkusunu dağıtmak amacından başka, Almanya’da konu hâlâ tartışılıyor. Lâik sistemin tam uygulandığı ülke Fransa’da resmî daire ve okullarda dinî semboller yasaklanıyor.

Başörtü konu olunca Didim’de komşum olan iki kız kardeş aklıma gelir. Aynı aileden biri örtülü biri açık giyiniyor, hiçbir sorun görülmüyor. Daha gerilere gidersem ailemde annem ve diğer büyükler geleneksel giyimlerini hiç değiştirmediler. Kıyafet reformundan sonra köyde nesil farkı vardı. Okula gitme yaşından itibaren genç kızlar modern zamana uygun giyinirlerdi, bir sorun görülmüyordu.

Lâik sisteme inanmış insanlar, din siyasete alet edilince yasakların tam ters etki ettiğinin farkına vardılar. Türkiye’de sular durulmuş, daha başka hayati sorunlar öne çıkmış görülüyor. İslâmafobi arttıkça Avrupa’da başörtüsü ve camii inşaası halkı hayli meşgul etmeye devam edeceğe benziyor. Üzücü olan dini inancı başörtüye indirgemek oluyor.

Örtülü giyim kadının baskı altına alınması, aşağılama, hor görme ve erkek hakimiyeti olarak algılanıyor. Eğer öyleyse iş ve kiralık ev bulamayan kadınlar bir de toplumdan, resmi daireler tarafından cezalandırılmış oluyor.

Doktoruma bu sizin sorununuz, beni o kafanın içindeki ilgilendiriyor, dedim. Bilhassa yüzyıl lâik sistemde yetişen Türkiye kökenli örtülen genç kadınları anlamakta zorluk çekiyor, merak ediyorum.

Bavyera eyaletinde okullarda haç işareti altında Müslüman öğrenciler yıllardır ders yapıyor. Aynı şekilde Yahudi inancında olanların taşıdığı kep ve diğer işaretlerin yasaklandığını hiç duymadım. Çoğunluğun inancı, diğer azınlıkların inancını baskı altına almamalıdır. Dinlere karşı devletin eşit muamelesi, halka topluma yansıyacaktır.
Öğretmen arkadaşlarımın haç işaretli kolyelerle okula gelip gelmediklerini hatırlamıyorum. Ama dışarda, tren ve otobüste işinden dönenlerle karşılaşırız, yıllardır konu yapılmadı.

Dünya’da bütün ülkelerde görülen çoğunluğun değerleri doğru bulunur, azınlık gruplar haklarını almak için mücadele eder.
Almanya’da herhangi bir şehirde camii inşa etme arzusu, karşıt koyan parti üyeleri, vatandaşlarla karşılaşıyor. 

                            
Medya ve basında hemen ilgi uyandırıyor, fakat bir camiye zarar verildiği zaman haber değeri dahi olmuyor.
Bir öğretmenin dini inancını öğrencilere gösterip göstermemesi tartışılacak bir durumdur. Bir öğretmen sınıfında ait olduğu, seçtiği partiyi de belirtecek bir işaretten sakınmak zorundadır. Devlet memuru devleti temsil eder, devletin inancı, partisi olmaz. Bütün vatandaşlara eşit yaklaşması bu kavramı devlet yapar.

Göçmen öğrencilerin okullarda sorunları çok, başarısız olanlar diploma alamadan okulu terk ediyor ve iş bulamıyorlar. Anket sonuçları sık sık açıklanıyor. Buna rağmen Müslümanların camii inşasında örnek gösterilecek organizeyi, okul yapımına gelince neden duyarlı olmadıklarını sık sık kendi kendime soruyorum. Yahudi inancına sahip insanların yuvadan başlayarak özel okulları var. Bu okullar devletten destek görüyor, koruma alıyorlar. Aynı şekilde Katolik ve Protestan inancında olanların okulları da var.

Hamburg Üniversitesi’nde yeni başlatılan bir uygulamaya göre başörtü ve diğer dinî işaretleri taşıma yasağı kaldırıldı. Bu inisiyatifin örnek olacağı düşünülüyor. Hoşgörü devleti büyütür, lâik sistemin gücünü ifade eder.

Önemli olan kadın kendisi karar vermiş olsun, egemen erkek baskısı olmasın. Evlendikten sonra baba yasağından sonra, eşi izin verdiği için başını açan olduğu gibi, bunun tersi de görülüyor.

Sosyal kontrol etkisi olmadan, kimse kimseyi zorlamadan inancı kabul etmek o toplumu BATI yapar. Mustafa Kemal Atatürk yönünü modern, gelişmiş ülkelere çevirmişti. İnanç gönül ile Tanrı arasında geliştirilen bir duygudur.

Avrupa yüzyıllarca mezhep kavga ve savaşlardan sonra bütün Dünya halklarının imrendiği, gelmek istedikleri kıta haline geldi.

Savaş ve doğa felâketlerinden kaçan sığınmacılar Hristiyanların çoğunlukta yaşadığı ülkelere sığınıyorlar. Demek ki İslâm ülkelerinde yanlış giden çok şey var. Gücü elinde tutan Batı, kendi ülkelerinde barış sağlarken, gelişmekte olan ülkelerde aynı hassasiyeti göstermiyor. Fakat öz eleştiri kültürü geliştiremeyen İslâm ülkeleri, içlerinde aydın yol göstericileri dinlemiyor, hatta onları cezalandırıyor.

Böylece bir ileri iki geri adım atarak geriliyor. Buna rağmen olumlu gelişmeler de var. Geleceğe umudu kaybetmedikçe ilerleyeceğine inanıyorum. İslam’ı kurtaracak lâik düzeni, geçmişteki hataları yapmadan, kurmak ve ülkeleri bilime yönlerini dönmek kurtaracaktır.

Hoşça kalın!

İlter Gözkaya-Holzhey                


Mutlaka okunması gereken makale:
Barbara Vinken, Mit Schleier im Hörsaal, Chrismon, das evangelische Magazin. S.32-33, 1.2018

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

Avatar
Yunus 4 ay önce

Ilter Hanim, gecmis olsun. Sifalar dilerim. Selamlarimla.

banner291

banner271

banner272

banner274

banner276

banner192

banner174

sanalbasin.com üyesidir