banner216
KILIÇDAROĞLU´NA İVEDİ ÇAĞRIDIR!

24 Haziran seçimiyle, Türkiye`de Parlamenter Demokrasiye son verilerek, tek kişi buyruklu otoriter bir rejim kurulmuştur. Genel Başkanı olduğunuz CHP, bu seçimde de yenilgi almıştır.

Türkiye`nin özellikle son on yıldır çok kötü yönetilmesine, demokrasi, hukuk devleti, yargı bağımsızlığı, özgürlükler, ekonomi, dış politika ve iç barış alanlarında giderek yoğunlaşan bir çıkmaza sürüklenmesine karşın, ana muhalefet parti başkanı olarak siz hedeflediğiniz sonucu almadınız. Bu sizin Genel Başkanlık dönemizdeki 9. uncu yenilgi oldu.

Demokratik ülkelerde ve partilerde, bunun karşılığı beklenmeden istifadır. İstifa halkın ve seçmenin saygı duyduğu bir yöntem ve erdemdir.

Türkiye`nin haykıran ve çözüm bekleyen yoğun sorunları nedeniyle, CHP`ye ertelenemez büyük sorumluluk ve görevler düşmektedir.

CHP önümüzdeki belediye seçimlerinde, bu tehlikeli gidişata hayır diyebilecek sonuçları almak zorundadır.

Bu nedenle CHP`nin iç çatışma ve ayrışmalarla kaybedecek zamanı yoktur. Gelinen bu aşmada sizin yapmanız gereken, partideki bu çalkantıya son verecek adımı atmaktır. Böyle bir adımla tüm CHP’liler arasında, adalet yürüyüşünde olduğu gibi, yeniden saygın bir konuma geleceğinizden kuşku duymuyorum.

Aldığım telefonlarda ve yaptığım konuşmalarda, CHP ‘lilerden büyük bir feryat çağrısı gelmektedir. CHP içindeki bu ayrışmalı duruma, sizden gelecek kurultay ve yeniden aday olmama kararıyla, son vermeniz istenmektedir.

CHP`nin Parti İçi Demokrasi, Tüzük ve Program konularında, zaman kaybetmeksizin yeniden yapılanmaya gitmesi ertelenemez bir zorunluluktur. Bu konuya ilişkin olarak 17 Temmuz 2018`de, yurtsever bir aydın sorumluluğuyla açıkladığım ayrıntılı görüşlerimi, ekte sizin ve kamuoyunun bilgisine sunuyorum.

Saygılarımla.

Hakkı Keskin

CHP’nin Parti İçi Demokrasi, Tüzük ve Program Konularında Yeniden Yapılanması Zorunludur


Türkiye Cumhuriyeti'nin tek adam rejimine dönüştürüldüğü günümüz sürecinde, özellikle  ana muhalefet Partisi olarak güçlü, etkin ve yaptırım gücü olan bir CHP'ye ihtiyacı vardır!

Cumhuriyet Halk Partisi, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş felsefesini oluşturan ve her zaman övünebileceği tarihi bir geleneğe sahiptir. Bu temel felsefe ve ana ilkeler arasında ülkenin vatandaşlık anlayışına dayanan ulusal bütünlük, geniş halk kitlelerinin sorunlarını ana görevi bilen halkçılık, kendini toplumun gereksinimlerine göre sürekli yenileyebilmek anlamına gelen devrimcilik, toplumda farklı dini inançlara devletin eşit davranması ve dinin siyasete ve ekonomik çıkarlara alet edilmemesini öngören laiklik, devletin vazgeçemeyeceği görevleri arasında bulunan eğitim, sağlık, altyapı hizmetleri, ulaşım ve geri kalmış bölgelere ekonomik yatırımları öngören devletçilik ilke ve politikalarından, CHP’nin vazgeçmemesi ve hatta ödün vermemesi gerekir. 

CHP bu kuruluş felsefesine ve kimliğine bağlı kalarak, günümüzün Demokratik Sol veya Sosyal Demokrat bir partinin, parti içi demokrasi, evrensel anlamda demokrasi, hukukun üstünlüğü, kuvvetler ayrılığı, yargı bağımsızlığı, basın ve fikir özgürlüğü, insan hak ve özgürlüklerini ve en başta da sosyal adalet ve sosyal devlet ilkelerine kararlılıkla sahip çıkmalıdır. Bu ilkeleri altı okun yanı sıra vazgeçemeyeceği temel siyasi çizgisi olarak tüzüğüyle kabul etmelidir.

Sosyal demokrasinin temel dayanağı, öncelikle emeğiyle geçinen tüm insanlar ve bunların örgütleri olmalıdır: İşçiler, memurlar, emekliler, işsizler, çiftçiler, esnaflar, üniversite gençliği ve bu insanların sendikal örgütleridir. CHP zaman kaybetmeksizin öncelikle toplumun bu kesimleriyle doğrudan ve çok yakın bir diyaloga ve gerekli alanlarda dayanışma ve eylem birliğine girmelidir. Geniş halk kitleleri dediğimiz bu kesimlerin hak ve çıkarlarını savunan partinin CHP olduğu, izlenen politikalarla kanıtlanmalıdır. İktidara gelinmesi halinde, bu insanlar için nelerin nasıl yapılacağı parti programında somut olarak açıklanmalıdır. 

CHP programının, dış politika başta olmak üzere, işsizlik, gelir dağılımındaki adaletsizlik, eğitim-öğretim, sağlık, ulaşım, tarım, enerji, kentleşme, altyapı, doğa ve çevrenin korunması gibi her bir konuya ilişkin somut çözüm önerilerini ve projelerini ortaya koyması gerekir. 

CHP’nin sosyal demokrasi kimliğini belirleyen en önemli ilke, toplumda sosyal adaleti sağlamak olmalı, parti kuruluş ilkelerinin yanı sıra öncelikle toplumda Sosyal Adalet ilkesiyle özdeşleştirilmelidir. CHP, toplumda hızla daha da artmakta olan gelir dağılımındaki dengesizliğe ve kutuplaşmaya ivedi olarak dur diyeceğini, ranta dayalı haksız ve spekülatif kazanç sağlama yollarının kapatılacağını, öncelikle de vergide adaletin sağlanacağını somut örneklerle halka anlatmalıdır. 

Parti İçi Demokrasi, CHP'de dinamizmi ve  seçmenle kucaklaşmayı da sağlayacaktır

Türkiye’de gerçek demokrasi ve hukuk devletini isteyen CHP’nin, bunu öncelikle kendi parti organında uygulaması ve diğer partilere de örnek olması gerekir. CHP, halkın özgür iradesinin temsil edildiği tek yerin ve gücün kayıtsız şartsız Türkiye Büyük Millet Meclisi`nin olduğunu ve Parlamenter demokrasiden asla ödün verilmeyeceğini, programında özenle vurgulamalıdır.

CHP ivedi olarak yeniden yapılanmaya gitmelidir. Bu amaçla partinin temel felsefesini ve önceliklerini herkesin anlayabileceği ve okuyabileceği sadelik ve kısalıkta yeni bir tüzük ve programı, parti birimlerinde tartışılarak hazırlanmalıdır. Parti içi demokrasi sağlanmalı, tüm parti üyelerini kucaklayan, farklı eğilimlerin de parti yönetiminde görev almasını sağlayan, ülkedeki muhalif demokrat örgütlerle dayanışma ve işbirliği yapmayı öngören politikaları da genel yaklaşım olarak benimsemelidir.

Türkiye'de Parti İçi Demokrasinin sağlanmasında CHP öncü parti olmalıdır. Parti içi demokrasinin işlerlik kazanmasının vazgeçilemez ve ertelenemez önemini vardır. Parti içi demokrasinin uygulanması CHP'ye büyük bir dinamizm kazandıracaktır. CHP'nin mahallelerde, köylerde, ilçelerde ve illerde dinamik bir yapıya kavuşması, seçmenlerle doğrudan ilişkiye geçebilmesi içinde parti içi demokrasi çok önemli bir dürtü ve heyecan sağlayacaktır. 

Parti içi demokrasi, parti organlarında kararların demokratik kurallara uygun olarak alınabilmesidir. Partide kararlar en üst kuruldan aşağıya doğru verilirken, en alt parti biriminde de, örneğin mahalle, köy, ilçe ve il örgütünde parti tüzüğüne uygun olarak kararlar alınmalı; parti organlarına kimlerin gelebileceğine genellikle partili üyeler oylarıyla doğrudan karar verebilmelidir. Mahalle, köy, ilçe ve il parti organları, parti merkezinin müdahalesi olmaksızın yerel düzeyde partili üyelerin oylarıyla demokratik olarak seçilebilmeli ve parti tüzüğüne ve programına aykırılık olmadığı sürece de, seçilenler görevden alınmamalıdır.

Almanya Sosyal Demokrat Parti'de ve Sol Parti'de parti içi demokrasinin nasıl işlediğini örnek olarak vermek isterim. Bu partilerde mahalle ve köylerde en alt parti birimleri vardır. Bunlar sayesinde en yaygın biçimde seçmenle sürekli olarak ilişki kurulmaktadır. Çünkü  mahalle ve köylerdeki parti birimleri, mahallenin ve köyün sorunlarını ele almakta, seçmenle bire bir ilişki ve diyalog halinde bulunmaktadır. Gerektiğinde bazı talepler için mahalle ve köy halkıyla etkinlikler gösterilmektedir. Bu etkinlikler sayesinde de yeni üyeler kazanılmaktadır. 

Öte yandan partili üyeler bu sayede kimin aktif olarak parti amaçları doğrultusunda çalıştığını doğrudan yaşayarak görmektedirler. Partilerin mahalle birimlerindeki üyeleri, kendi delegelerini seçerek, parti organlarında, belediyelerde, belediye meclislerinde, belediye başkan ve milletvekili adaylıklarının seçiminde doğrudan etkin olarak kararlara katılmaktadırlar. Mahallelerden, köylerden seçilen partili delegeler, ilçe ve illerde yapılan seçimlerde kararlara doğrudan katılmaktadırlar. 

Görüldüğü gibi parti içi demokraside, parti üyeleri mahalle örgütlerinden başlayarak yukarıya doğru İlçe ve İl parti kararlarında oylarıyla yetki sahibidirler. Alman Sosyal Demokrat Partisi Başkanının belirlenmesi, son yıllarda artık tüm parti üyelerinin oylarıyla yapılmaktadır. CHP genel başkanının da tüm üyeler tarafından seçilmesinin, kararın demokratik olmasının yanı sıra, partide ve kamuoyunda çok daha büyük güven, saygınlık ve etkinlik sağlayacağı inancındayım.

CHP'de büyük sancılara neden olan temel sorun, kurultaylara gelecek delegelerin önemli oranda Ankara'dan Parti yönetim kurulu müdahalesiyle belirlenmekte olduğu belirtilmektedir. Öte yandan Milletvekili ve Belediye başkan adaylarının da büyük bir kesiminin, genel başkan ve bir kaç yardımcısı tarafından belirlenmekte olması, büyük tepkilere yol açmaktadır. Bu sistem yerel düzeydeki eğilimleri ve önerileri dışlayan, kırgınlıklara, parti çalışmalarında isteksizliklere ve hatta istifalara neden olmaktadır. Parti içi demokrasinin işleyebilmesi ve çalışmalara her partilinin aktif desteğinin sağlanabilmesi için, parti üye ve delegelerinin özgür kararlarına saygılı olunması gerekir. Bazı illerde daha önce Milletvekili adayların önseçimle belirlenmiş olmasının, parti üyeleri tarafından olumlu karşılandığı bilinmektedir.

Çok daha da demokratik ve yararlı olacağına inandığım yöntem, belediye başkan adaylarının ve milletvekili adaylarının parti üyelerinin oylarıyla yerel düzeyde doğrudan seçilebilmesidir.

Kuşkusuz, parti çıkarları açısından, partiye seçimlerde oy kazandıracağı ve önemli katkı sağlayacağına inanılan kişilerin, milletvekili adayı olabilmesi için parti genel başkanı ve yönetimine, belli oranda kontenjan tanınması yararlı ve gereklidir. Örneğin milletvekili aday listesinde seçilebilecek yerler için yüzde 5`lik bir kontenjan bu kişiler için parti yönetimi tarafından kullanılabilir. Bu yöntem, Batı Avrupa sosyal demokrat ve Sol Partilerinde de uygulanmaktadır. 

CHP Yönetimi gençleri kazanmalı ve farklı görüşteki  parti üyelerini kucaklamalıdır.

CHP'de izlediğim en ciddi sorunlardan biri de, parti yönetiminin, partideki farklı eğilimleri ve kesimleri kucaklamamasıdır. Oysa CHP bir kitle partisidir. Bu nedenle de parti bünyesinde, daha solda, merkezci, gelenekçi ve ulusal eğilimde olan partililerin, parti sempatizanlarının ve partiye oy verebilecek seçmenlerin göz önünde bulundurulması yararlıdır. 

Ne yazık ki CHP, Gezi/Taksim direnişine katılan milyonlarca genci, parti içi demokrasiyi gerçek anlamda sağlayarak ve bu gençlerle samimi bir diyaloga girerek, kucaklamayı ve kapılarını bu dinamik insanlara açmayı başaramadı. Bu kucaklaşma ve kaynaşma göstermelik söylemle, “buyursun gelsinler” demekle olmaz. CHP gençleri kazanmak ve Partide aktif ve etkin konuma getirme konusunda kararlı bir çalışmaya girmelidir. Parti üyelerinin artan oranda gençleşmesi, CHP ye büyük bir dinamizm ve ivme kazandıracaktır. Gençlerin aktif çalışmasıyla partiye ilgi ve destek giderek daha da artacaktır. 

CHP, kendini ulusalcı olarak tanımlayan, Türkiye Cumhuriyeti'nin ve CHP'nin kuruluş felsefesine bağlı CHP'li seçmeni ve partilileri, yeniden kucaklamak zorundadır. Bunun aksine izlenen politikaların, başarılı olmadığı ve olamayacağı, son seçimlerde de görüldüğü gibi, kanıtlanmıştır. CHP'nin kendi kuruluş felsefesinden uzaklaşarak ve sağa açılarak, seçimlerde istenen başarıyı sağlama şansı yoktur. Bu yolu deneyen Sosyal Demokrat Partiler, Almanya, İngiltere, İsveç, Hollanda ve Danimarka'da büyük oy kaybına uğramışlardır. CHP hem kendi seçim deneyimlerinden ve hem de bu partilerin deneyimlerinden gerekli dersi çıkarmalıdır. 

Kendi şehrinde bile seçimlere giremiyen, “Kefere Atatürk” ve "Ulus devlet miladını doldurdu" söylemleriyle tanınan Bekaroğlu gibilerin, partiye hiçbir getirisi olmayacağı, aksine oy kaybına neden olacağı görülmektedir.

CHP'de bugüne değin göreve gelen gruplar, partideki diğer eğilimleri yönetimden uzak tutmuş, milletvekili ve hatta delege olmalarını bile engellemişlerdir. Önceki genel başkan Sayın Deniz Baykal’a yapılan bu yöndeki eleştiriler, bu eleştirileri yapanlar tarafından da uygulanmıştır, uygulanmaktadır. Bu anlayış kitle partisi ve parti içi demokrasinin işlerliği bakımından son derece yanlıştır. Bu durum parti dinamizmini köreltmekte, partideki tüm güçlerin ve eğilimlerin kucaklanmasını engellemekte ve tüm partililerin aktif çalışmalarını imkânsız kılmaktadır. Seçmenlerin, kendi görüşlerinin partide temsil edilmekte olduğunu görmeleri büyük önem taşır. Kuşkusuz partideki tüm eğilim ve grupların, partinin tüm birimlerinde tartışılarak kabul edilen parti tüzüğüne, partinin genel felsefesine ve programına bağlı kalmaları gerekmektedir.

CHP`de ve diğer Türk partilerinde görmediğimiz bir anlayış da da CHP öncü rol oynamalıdır. Tüm Batı Avrupa ülkelerinde olduğu gibi, seçimlerde başarısız olan parti başkanı ve yöneticilerinin istifa etme kültürü, artık Türkiye`de de ugulanmalıdır. Ancak böyle bir politikayla parti yönetiminin yenilenmesine ve partiye yeniden güven duyulmasına olanak sağlanabilir. İstifa etme kültürü sonderece gerekli, doğru bir anlayış ve bu nedenle istifa eden için de bir erdem olarak görülmelidir. 

CHP'nin, Türkiye’nin can alıcı konularına vurgu yapan kısa ve özlü bir programa gereksinimi vardır!

CHP’yi diğer partilerden ayırt edici ve belirleyici kimliği, toplumda sosyal adaleti, sosyal devleti, işsizliğe çözümü, parasız eğitim-öğretimi, yenilenebilir enerjiyi, ülke tarımıyla halkın beslenebilmesini, doğanın ve çevrenin korunmasını ve toplumsal barışı sağlayıcı olma özellikleri olmalıdır. 

İlginç konuları içermesine karşın yüzlerce sayfayı kapsayan CHP programını, akademik çevreler dışında fazla bir kesimin okuma ve incelemesi kolay olmasa gerek. Bu nedenle programda partinin ana görüşlerini içeren konular el broşürü olarak hazırlanmalıdır. Daha ayrıntılı bilgi içinse Partinin hedefleri en fazla 30-40 sayfayla sınırlandırılmalıdır. Görselliğe de önem veren bir biçimde broşür olarak ve e-posta yoluyla gönderilebilmeye uygun şekilde hazırlanacak bir programın, eğitim toplantılarıyla partililere ve ilgi duyanlara anlatılması gerekir. Ayrıca böyle kısa ve özlü bir program önemli dillere de çevrilerek CHP’nin nasıl bir parti olduğu, neyi amaçladığı uluslararası alanda da tanıtılmalıdır.

Kuşkusuz hazırlanacak parti program taslağının mümkünse mahalle, köy, ve en azından ilçe ve il parti birimlerinde tartışılması, gerekli ekler ve düzeltmeler yapıldıktan sonra da özel bir parti programı kurultayında tartışılarak benimsenmelidir. Ancak böyle hazırlanmış bir parti programı, tüm partililerin ortak programı konumuna gelebilir ve partililer için bağlayıcı nitelik kazanabilir.

Bu eğitim çalışmalarının sürekli olarak yapılabilmesi gerekir. Bunun içinse bir parti vakfının ve vakfa bağlı parti okullarının ülke düzeyinde yaygın hale gelmesi, CHP`de parti ve ülke sorunlarını çok iyi bilen, bu konularda ders verebilecek kadroların yetişmesine olanak sağlayacaktır. 

CHP’nin, kuruluş felsefesini ve sosyal demokrat parti kimliğinin ayırt edici özelliklerini öne çıkararak diğer rakip partilerden farkını sergilemesi, geniş halk kitleleri için can alıcı sorunların neler olduğunu ısrarla vurgulaması ve bu sorunlara nasıl çözüm getireceğini, kaynağını nasıl bulacağını inandırıcı bir biçimde anlatması gerekir.

CHP’nin ana muhalefet partisi olarak aşağıdaki ülke sorunlarını sürekli gündeme taşıması ve asıl gündemi gölgeleyen yapay konulara ve polemiğe olabildiğince girmemesi gerekir. 

CHP ısrarla şu konuları işlemeli ve çözüm önerilerinde bulunmalıdır: 

1. İşsizlik sorunu: Neredeyse çalışma yaşındaki her 5 kişiden birinin sorunu işsizliktir. Gerçekte yüzde 20’ye varan işsiz kesimin eş ve çocuklarını da göz önünde bulundurursak, Türkiye nüfusunun üçte biri, işsizlikten doğrudan veya dolaylı olarak etkilenmekte ve yakınmaktadır. Araştırmalar göstermektedir ki, işsizlik halkın en öncelikli sorunudur. AKP’nin en başarısız olduğu alan işsizliğe çözüm bulamadığı gibi, artışını da önleyemeyişidir. 

2. Toplumda sosyal adalet: Özellikle AKP iktidarı döneminde toplumda sosyal adalet çok büyük oranda yok edilmiştir. Bir yanda dürüst yollardan geçimini sağlamaya çalışan veya iş bulamayanlar; diğer yanda ise yasalardan kaynaklanan boşlukları ve hatta yasadışı yolları kullanarak aşırı gelir sağlayan ve halk dilinde “yeni zenginler” olarak adlandırılanlar arasındaki uçurum ile gelir dağılımındaki dengesizlik, geniş kitleleri çok ciddi olarak rencide etmektedir. CHP’nin sosyal demokrat kimliğini belirleyen en önemli ilkesi, toplumda sosyal adaleti sağlamak olmalı, parti öncelikle bu ilkeyle özdeşleştirilmelidir. CHP, bu gidişata ivedi olarak dur diyeceğini, bunun için yasal boşlukların derhal giderileceğini, haksız, rant ve spekülatif kazanç sağlama yollarının kapatılacağını, öncelikle de vergide adaletin sağlanacağını, somut örneklerle halka anlatmalıdır. 

3. Eğitim-öğretim politikası: Devletin en temel görevidir. Devlet, yurttaşlarına, devlet okullarında en iyi olanakları sağlayarak, gelir durumu ne düzeyde olursa olsun, okul çağındaki tüm çocukların, okul öncesi, ilköğretim, ortaöğretim ve yükseköğretimde şans eşitliğine sahip olmalarını sağlamak zorundadır. Eğitim ve öğretimin bir vatandaşlık hakkı olarak iyi donanımlı devlet okullarında parasız yapılacağı, CHP’nin önemle üzerinde durması gereken bir konu olmalıdır. Eğitim ve öğretimin son yıllarda artan ölçüde özelleştirme politikaları önlenerek, her çocuğa ve gence ücretsiz olarak en iyi eğitim-öğretim olanağı sağlanacağı özenle belirtilmelidir. 

4. Sanayı politikası: Geri kalmış bölgelerde devlet ve kamu destekli yatırımlarla fabrikaların kurulmasıyla işsizliğin giderilmesi ve bölgeler arasındaki gelir dağılımının en aza indirilmesi, CHP’nin temel yaklaşımı olmalıdır. Başta İstanbul, Bursa, İzmit, İzmir olmak üzere, sanayinin yoğunlukta olduğu kentlere yeni sanayi yatırımlarının yapılmayacağı, yeni sanayi yatırımlarının devlet desteğiyle azgelişmiş yörelere kaydırılmasına önem verileceği belirtilmelidir. Böylece zorunlu iç göç önlenecek ve sanayi yoğun kentlerin de daha fazla yaşanırlıktan çıkmaları engellenmiş olacaktır.

5. Tarım politikası: Türkiye'nin 2`bin öncesi yıllarda olduğu gibi, kendi halkını kendi tarım ürünleriyle besleyen bir konuma yeniden gelmesi, temel tarım politikası olarak benimsenmelidir. Bunun için uygun mazot, gübre fiyatları ve tarım kredileriyle çiftçiye gereken desteğin verileceği, tarım ürünlerinin devlet kooperatifleri tarafından gerekli  fiyatlarla satın alınarak, çiftçinin üretiminin karşılığını alabilmesinin sağlanacağı,  açıklanmalıdır.  Bilinmelidir ki, Avrupa Birliği çiftçiyi dış rekabete karşı korumak amacıyla, yılda ortalama olarak tarımı 50 milyar Avru  subvensiyonla deteklemektedir. 

6. Barışçı dış politika: CHP`nin kurucusu büyük önder Atatürk'ün  "Yurtta Barış Dünya`da barış" ilkesine bağlı kalarak, başta tüm komşu ülkelerle olmak üzere, barışı ve iyi komşuluk ilişkilerini esas alan bir dış politika izleneceğine vurgu yapılmalıdır. Suriye konusunda görevdeki Esad yönetimiyle diyaloğa geçileceği, Irak, İran, Rusya ve Suriye ile birlikte bölgede ivedi olarak barışın sağlanacağı ve böylece bölgede terörün de önleneceği açıklanmalıdır. Suriye ve İrak'da yapılacak ortaklaşa yatırımlarla, bu ülkelerden Türkiye'ye gelen kaçkınların ülkelerine geri dönme koşullarının yaratılacağı ana politika olarak ortaya konmalıdır.

7. Kürt sorunu: CHP’nin kuşkusuz üzerinde önemle durması ve çözüm araması gereken son derece önemli toplumsal bir konudur. Terör uygulayan ve buna destek olanlarla diyaloğu reddederek, anayasanın değişmez ilk üç maddesinden ödün vermeksizin, Kürt halkının kültürel haklarının sağlanması, resmi dil ve okul dili Türkçenin yanı sıra, Kürtçenin ve diğer anadillerin, anadil dersi olarak öğrenilebilmesi topluma anlatılmalıdır. Bölgedeki işsizliğin giderilmesi için, bu yörelere devlet destekli yatırımların yapılacağı belirtilmelidir.

Program üyelere ve seçmene farklı iletişim araçlarıyla anlatılmalıdır

CHP programı, yaptığı genel çalışmaları ve Büyük Millet Meclisi’ndeki girişimleri hakkında öncelikle kendi üyelerini yapacağı toplantılarla bilgilendirmelidir. Parti tarafından hazırlanacak film ve videolarla köy, mahalle, ilçe ve illerde toplantılar düzenlenmeli ve herkese parti programı ve çalışmaları anlatılmalıdır. Parti üye ve örgütleri güncel çalışma ve gelişmeler hakkında e-posta yoluyla da doğrudan bilgilendirmelidir. Bu bilgiler üyeler üzerinden de daha geniş seçmen kesimlere ulaştırılmaya çalışılmalıdır. 

CHP’nin parti içi ve topluma açık eğitim çalışmalarına önem vermesi, bu amaçla bir vakfın kurulması gerekmektedir. Partide yüz-binlerce eğitilmiş kişinin seçimlerde aktif görev alabilmesi ancak bu yoldan sağlanabilir. CHP, üniversiteler, bilim insanları, sendikalar ve sivil toplum kuruluşlarıyla konusal alanlarda işbirliğine gitmeli; toplantılar, forumlar, sempozyumlar, gerektiğinde kitlesel eylemler ve protesto gösterileri düzenlemeli veya sendika ve sivil toplum kuruluşları tarafından organize edilen protesto gösterilerine CHP aktif olarak katılmalıdır. 

CHP’nin gençlik ve kadın kollarının çok daha aktif konuma gelebilmeleri için, onlara gerekli altyapı ve maddi yardımların yapılması gerekir. Gençlik Kollarının geniş genç kitlelere, Kadın Kollarının da kadınlarımıza ulaşabileceği unutulmamalıdır.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner291

banner301

banner272

banner276

banner192

banner174

sanalbasin.com üyesidir