banner269
İSLÂM’IN TEK KAYNAĞI KUR’ANDIR

-Türk Eğitim Derneği’nin 12. Semineri; Dr.Sonia Cihangir’in Sunumuyla (II)-

Asr-ı saadet diye bir kavram vardır. Saadet asrı demektir; böyle bir asır yoktur. Peygamber zamanında bile münafıklar varsa, bu saadet asrı ne zaman olmuştur. Peygamberden sonra 3 tane iç savaş yaşandı, onbinlerce Müslüman birbirini öldürdü. Saadet nerededir?  Suçlarını örtmek için, gelecekteki Müslümanlara şirin görünmek için, kendilerini aklamak için uydurdular asr-ı saadet kavramını. 

İSLÂM’IN TEK KAYNAĞI KUR’ANDIR

Allah’ın katında tek bir din vardır. Bütün peygamberlerin getirdiği din aynıdır. Bu dinin adı İslâm’dır. İslâm 3 kavram üzerine bina edilmiştir; Tevhid, nübüvvet ve mead.
Tevhid; tek bir Allah’a inanmaktır. Nübüvvet; dinin peygamberler aracılığıyla insanlara iletilmesidir. Mead; ahiretin varlığına iman etmektir. “Dinler arası diyalog” söylemi yanlıştır çünkü Yahidilik ve Hristiyanlık din değildir, İslâm’ın mezhepleridir. Kur’an tek kaynaktır, denilince peygamber devre dışı bırakılmış olmaz. Allah bize peygamberler aracılığıyla tek bir dinin şeriatlerini sunmuştur. Helalleri ve haramları koyma yetkisi Allah’ındır. Mesela “Erkekler altın takması haramdır.” hükmünü Kur’an’a bakmadan veremeyiz. Kur’an’da  böyle bir hüküm olmadığı halde haram olduğunu söylersek kendimize hüküm koyma yetkisi vermiş oluruz. Bu da şirk olur. 

Kur’an’dan başka bütün kaynaklar beşeridir
Allah bizden indirdiği kitaba göre yaşamamızı ve ondan sorumlu olacağımızı söylüyorsa onun metninin kıyamete kadar korunmuş olması gerekir. Korumadığı metinden bizi Allah hesaba çekemez. Bizim itiraz etme hakkımız doğar o zaman. Yani kaynağın mutlaka Allah tarafından korunmuş olması lazımdır. Allah tek bir cümlede 5 defa vurgu yaparak diyor ki, bu zikri indiren varya O biziz, koruyucusu da biziz. Diğer bütün kaynaklar ise beşeridir. İster nebi olsun, ister sahabe olsun beşerdir. Diğer kaynakların korunmuşluğunu savunamayız. Peygamber bize bir şey demişse biz onu yapmamazlık etmeyiz. Burada problem yok. Sorun bize gelen metnin  tahrip olup olmadığıdır. Hadisler Allah tarafından korunmuş değildir.  

Çıkar grupları insanlara amaçları doğrultusunda bir şey yaptırmak istediklerinde çıkarlarıyla ilgili Kur’an’dan delil bulamadıkları için peygamberin konuyla ilgili bir hadisi olduğunu söyleyerek insanları manüpele ettiler. Hala devam bu gelenek devam etmektedir. Dinler böyle yapılarak yozlaştırılmıştır. Oysa İslam tarihinde hadis yazmanın yasaklandığı dönemler vardır. Bu yasak peygamber tarafından konulmuştur. Dört halife döneminde de bu yasak devam etmiştir. Bu konuda peygamber şöyle demiştir “Bizden önceki ümmetler Allah’ın indirdiği kitabı değiştirdiler, başka şeyler ilave ettiler. Bundan dolayı benden duyduğunuz bir şeyi sakın yazmayın.“  

Din yozlaştırılmıştır 
Kur’an tek kaynaktır, ifadesi Kur’an dışında başka bir kitap okunulmayacağı anlamına gelmez. Her okunmalıdır hatta. Ancak şeriatın kaynağı olarak Kur’an’dan başka kitap yoktur. Kur’an’a rağmen beşerin yazdığı ile hüküm verilerek bir şeye helal ya da haram denilmesi tehvid ilkesiyle çelişir.Allah bu kitaptan sorulacaksınız, diyor. Hadisten ya da tarihi bilgilerden sorulacaksınız, demiyor. Kur’an peygambere açıkça“Sen helali haram, haramı helal yapamazsın, Kur’an’a ilaveler de yapamazsın, Kur’an’dan eksiltmeler de yapamazsın,  eğer yaparsan; seni şahdamarından yakalar yere çalarım“ diyor. 

Tüm zamanlarda peygamberin iki düşmanı vardır
Birincisi peygamberi yalanlayanlardır. Bunlar Peygamberi açıkça inkar ederler, ikincisi münafıklardır. En tehlikesi ikincisidir, münafıklar. Müslümanların yanında biz de sizinleyiz derler. Müşriklerin veya kafirlerin yanında da biz sizdeniz derler. Allah bunlarla ilgili olarak Münafikun Suresi’ni indirmiştir. 

Tarihimizde asrı saadet diye bir şey yoktur
Asr-ı saadet diye bir kavram vardır. Saadet asrı demektir; böyle bir asır yoktur. Peygamber zamanında bile münafıklar varsa, bu saadet asrı ne zaman olmuştur. Peygamberden sonra 3 tane iç savaş yaşandı, onbinlerce Müslüman birbirini öldürdü. Saadet nerededir?  Suçlarını örtmek için, gelecekteki Müslümanlara şirin görünmek için, kendilerini aklamak için uydurdular asr-ı saadet kavramını. 
Kur’an’da siretle ilgili gereken bilgiler vardır, o bilgiler bize yeter, daha fazlası  bizi ilgilendirmez. Regaib gecesi diye bir gece vardır, Kur’ân’da olmayan bir gecedir bu. Sözde Peygamber anne rahmine düşmüştür bu gecede. Bize ne hangi gece annesinin rahmine düştü. Böyle ahlaksız bir bilgi olabilir mi, ne kadar utanç vericidir. Bir de bu gece kutlanır. Kur’an diyor ki, “Sen büyük ahlak üzeresin.“ Benim peygamberim böyle bir Peygamberdir. Bu peygamberi de Kur’an zaten bana anlatıyor. Bu Peygamber bana yeter. Fazlası gerekmez.

Peygamber ya müjdeleyici ya da uyarıcıdır
Allah peygamberlerini insanlara müjdeci olsun ve uyarsın diye göndermiştir. Biz de dini anlatırken böyle yapmalıyız. Devamlı müjdeleyici olmak insanları atalete sevk eder. Devamlı korkutucu olmak da insanların dinden uzaklaşmasına sebep olabilir. “Dinde zorlama yoktur“ ayeti aynı zamanda “Dinde içinize sinmeyen bir şey yoktur” demektir. Eğer insanları zorlarsak belki bazı şeyleri yaptırabiliriz ama o zaman da o kişinin münafık olmasına sebep olabiliriz. Yanlıştır. 

Bu din Allah’ın fıtrat dinidir
İslâm dini fıtrata uygundur. Biz Kur’an’ın ruhunu kavramak zorundayız. Ruhu vardır Kur’an’ın. Kur’an’a sorulur, Kur’an sorgulanmaz. Önce sorgulamak ve iman etmek gerekir, iman ettikten sonra da artık sorgulamayı bırakıp sormaya başlamak gerekir. Bu ruhu yakalamak için samimi olmak lazımdır. Kur’an’ın muhatabı ben değilim demek yanlıştır. Akıllı ve mümeyyizlik vasfına sahip her kişi Kur’an’ın muhatabıdır. Kur’an’ı ilk muhatabı nasıl onu doğru anlamışsa, bir muhatap olarak bizler de doğru anlarız. Kendi lisanımızda yazılan meallerden onu anlamaya çalışmak gerekir. Anlayamadığımız yerler olursa o zaman da bir bilene sormalıyız.  

Hamd kavramı
“Alemlerin rabbi Allah’a hamd olsun.” Bu ayet Allah’a övgü için değildir. Yoksa Allah sürekli onu övmemizi istiyor anlamı çıkar Kur’an’dan. Hamd, hakkıyla değerlendirmek demektir. Namaz kılarken amaç Allah’tan destek almaktır. Biz Allah’a hamd ettiğimizde Allah’ı hakkıyla değerlendirmiş oluyoruz, Allah’ı hakkıyla değerlendirdiğimizde de zaten onu övmüş oluruz. Hamd kavramı geçen bütün ayetlere bu anlamı koyun bakın Kur’an’ın anlamı nasıl değişiyor. 

Tesbih kavramı
Tesbih, Allah yücedir demektir. Subhan, düzen sahibi demektir. “Yer ve gökte ne varsa Allah’a tesbih eder.“ deyince anlamsız olur. “Yer ve gökte ne varsa Allah’ın koyduğu düzen içinde ilerliyor.“ demektir. Allah bize, “Allah’ı tesbih edin” derken Allah’ın koyduğu düzende ilerleyin, diyor. Allah, “Sabah, akşam tesbih et” derken, “Kendini Allah’ın koyduğu düzene uyup uymadığın konusunda sabah-akşam analiz et” diyor. Yoksa belli sayıda tesbih çekilerek Allah tesbih edilmiş olunmaz. Belli sayıda tesbih çekilmesi gibi ritüeller Müslümanlara Yahudilik‘ten geçmiştir ve anlamsızdır.

Salat kavramı
Salat bugüne kadar bütün meallerde ve tefsirlerde namaz olarak algılandı. Oysa salatın destek olma, yardım etme, Allah’ın koyduğu yasalara uyma gibi anlamları da vardır. Tevbe Suresi’nin 5. ayeti “Hürmetli aylar çıkınca, puta tapanları bulduğunuz yerde öldürün; onları yakalayıp hapsedin; her gözetleme yerinde onları bekleyin. Eğer tevbe eder, namaz kılar ve zekat verirlerse yollarını serbest bırakın.” diye çeviriliyor. Bu çeviri yanlıştır. Öldürün dedikten sonra namaz kılarsa salıverin denilmez. Söz konusu kişi zaten müşrik neden namaz kılsın. Hem kıldığında zorla kılacağı için münafık olmuş olur. Oysa “...Onları yakalayıp hapsedin ve bütün gözetleme yerlerine oturun. Tevbe eder, dini yasaları gözetir ve zekat verirlerse, yollarını serbest bırakın...” şeklinde çevrilmelidir.  Katele kelimesinin değişik anlamları vardır; Her öldürmek ‘katele’dir, ama her ‘katele’ öldürmek demek değildir. Salatı da burada namaz olarak çevirirsek yine olmaz. Maun Suresinde de yanlış çeviri var. “Dini yalanlayanı gördün mü” diye çeviriliyor. Maun suresini o ayeti; “Din ile aldatanları görmüyor musun” diye çevrilmelidir ki, anlam kazansın.  Devamında da zaten vay onların haline deniliyor, bağlamından da çevirinin yanlış olduğunu anlıyoruz. 

Kur’an’dan sorulacağız
Biz Kur’an’dan sorulacağız. Bu sorulma, Kur’an’ın hangi ayeti nerede şeklinde olmayacak. Kur’an’daki ilkelere göre yaşanıp yaşanmadığı sorulacaktır. Buyruk şöyle; “Dürüst olacaksın, adaletli olacaksın, ahlaklı olacaksın…“
Allah sizden zorluk çekmenizi istemez diye geçen ayetlerin hepsi özellikle zorlaştırılmıştır. Örneğin abdest ayeti; abdestin nasıl alınacağı ayette açıkça anlatılmaktadır. İlmihal kitaplarında ise abdest konusunda, ağza su 3 sefer mi verilecek, buruna kaç kez su çekilecek, azalar kaçar kez yıkanacak, ayak meshedilmeyecek mutlaka yıkanacak vb birçok detay yer almaktadır. Oysa Allah sadece ellerinizi ve yüzünüzü yıkayın, kollarınızı yıkayın, başınızı ve ayaklarınızı mesh edin, diyor. Allah’a din öğretmenin anlamı yoktur. Kur’an dışı kaynaklara başvurularak din bozulmuş, insanlara sıkıntı verir bir hale getirilmiştir. Helal, haram, caizdir ve mübah gibi konularda tek kaynak Kur’an kabul edilse bu çıkmaz sokaklara girilmeyecektir. 

Hac
Hac; alanındaki uzmanların bir araya gelerek, dünyadaki problemleri çözmeye yönelik eylemde bulunacakları bir ibadettir. Hac ibadetinde aksiyon olmalıdır. Bir araya gelindiğinde doğaya zarar verilmeyecektir, insanlar  birbirlerini  yemeyeceklerdir, kavga etmeyeceklerdir... Dokunulmazlık yasasıdır bunlar. Etleri konserve yapıp Somali’ye göndermek değildir Hac. Somali’nin ihtiyacı olan teknolojiyi, bilgiyi, imkanları onlara sağlamak için karar almaktır. Hac dünya Müslümanlarının sorunlarının tespit edildiği toplantı anlamına gelir. Orada durum tespitleri yapılacaktır, istişareler yapılacaktır, ihtiyaçlar belirlenecektir. Sonra da sorunlar birer birer çözülecektir. İnsanlara balık vermekten ziyade, balık tutmayı öğretmektir.
1. Hac, Müslümanlar için değil bütün insanlar içindir.
2. Hac, sadece Zilhiccede yapılmaz haram aylar diye geçen diğer aylarda da yapılır.
3. İhram elbise giymek demek değildir. Haram kılınan bölgeye girildiğinde, dünyadan soyutlanmaktır.
4. Doğaya zarar vermemektir. Yeşile, ağaca zarar vermemektir.
5. Hac‘da gerçekleri öğrenmek için insanlar bir araya gelecek ve sorunlara çözüm aranacaktır. Hac günahlardan kurtulmak için yapılmaz, o mekanlar günah çöplüğü değildir.
6. Vukufu Arafat; Arafat’ta durmak değildir, vakfetmektir, orayı algılamaktır.
7. Şeytan taşlama uydurma bir şeydir. Hac ile uzaktan yakından alakası yoktur.
8. Hacca zenginler gidecek anlayışı yanlıştır. Hacca yol bulabilen her insan gider. Amaç bellidir.

Devam edecek

Rüştü Kam

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner291

banner272

banner276

banner192

banner174

sanalbasin.com üyesidir