HANS VE HASAN

”Yaşam boyu geçerli olan şey; Hoşgörü"
                                               (Konficus)
                                                          
 
Savaş sonrası sanayisi hızla gelişen Almanya, 60'lı yıllarda misafir işçi alımına karar vermiş ve bu ülkeye Gastarbeiter olarak 1961 yılında ilk defa İtalyanlar gelmişler.

İtalyanların Alman halkı ile çok çabuk kaynaşmaları ve Akdenizli misafir işçiler olarak kendilerini Almanlara sevdirmleri politikacıları de hoşnut etmiş ve Almanlar yeni misafir işçi almak için bu defa Italya gibi bir Akdeniz ülkesi olan Türkiye'yi tercih etmişler.
 
Böylece İtalyanların ardından Almanya'ya misafir işçi olarak gelen topluluk Aliler, Ahmetler, Fatmalar ve Ayşeler yani Türkler olmuşlar...
 
Ancak kültür farklılığı, din farklılığı ve lisan yetmezliği ve daha birçok nedenden dolayı Türkler, İtalyanlar kadar tutulmamışlar bu ülkede, halen de tutulmamaktalar.
 
Bugün bile Almanya'da Alman toplumu ile kaynaşmış ve bu toplumda özlenen saygınlığa erişmiş değiliz.
 
Diğer taraftan fırsat eşitliğine sahip ve bu topluma tamamen uyum sağlamış bir göçmen Türk topluluğunun varlığından da söz edemeyiz!
 
55 yıldan beri iç-içe değil de maalesef yan-yana yaşayan Almanlarla göçmen Türkler arasında var olan uçurumun gün geçtikçe çok daha derinleştiği bir gerçek. Günümüz Almanya´sında aralarında biz Türklerin de bulunduğu yaklaşık 8 milyon göçmen insan yaşıyor. Ne var ki, yukarıda da vurgulandığı üzere gerek biz göçmen Türkler gerekse yabancıların çoğu Alman toplumu ile beraber değil de yan-yana yaşamaktan şikayetçiyiz.  Artık ne Almanlar bizi daha iyi tanımak için fazla çaba harcıyorlar, ne de biz zahmete katlanıp Alman komşularımızı daha yakından tanımaya, onlara kendi kültürümüzü, gelenek ve göreneklerimizi daha iyi tanıtmaya gayret gösteriyoruz. Tabii "Bauchtanz ve Döner Kebabımız" hariç!..
 
Hani "çok kültürlülük zenginlikti"! Alman toplumunun büyük çoğunluğu biz yabancılara yıllardan beri maalesef hep Alman gözlüğü ile baktı, hâlâ da öyle bakmaya devam ediyor. Yabancıların kendileri gibi olmalarını bekliyorlar ve bize; "Siz burada misafir olarak bulunuyorsunuz, bize uymak zorundasınız" diyorlar. Doğrusunu söylemek gerekirse, aynı yanlışı biz göçmen Türkler de yapıyoruz.  Biz de onlara yıllardan beri Türk gözlüğü ile bakmakta ısrar ediyoruz. Almanları Müslüman yapmaya kalkıyoruz, onların biz Türkler gibi davranmalarını bekliyoruz. Sonunda herkes kendi yoluna gidiyor, komşu komşuyu tanımıyor. Böylece güzel komşuluk ve dostluk ilişkileri yerini ön yargılara, cepheleşmeye ve düşmanlığa bırakıyor.
 
Zamanla bu toplumdan soyutlanan göçmen Türkler yeni kimlik arayışı içine giriyorlar ve böylece hem kendi kültürlerine hem de bu ülkeye daha yabancılaşıyorlar.
 
O halde ne yapmalı?

Bu sorunun cevabı aslında çok basit! Eğer biz Türkler Almanya´da özlediğimiz saygınlığa kavuşmak istiyorsak, bunun yolu etnik, dinsel ve politik ayırım gözetmeksizin tüm göçmenlerin Almanlarla birlikte sivil toplum örgütlerinin çatısı altında demokratik bir ortamda bir araya gelmeleri gerekmektedir. Hans ve Hasanların beraber yaşamanın ve çalışmanın yollarını araştırmaları lazımdır.
 
Biz göçmen Türklere düşen diğer bir görev de, bu ülkede bir an önce tüm göçmen Türkleri kucaklayabilecek bir Türk lobisi oluşturmaktır.
 
Bakınız aradan 55 yıl gibi uzun bir süre geçmesine rağmen birbirlerine hala kendi ulusal gözlükleri ile bakan kapı komşu, Hans ve Hasan sorulduğunda birbirlerini nasıl tanımlıyorlar ?   
 
Hans bira içer, domuz eti yer.                                     -Hasan rakı içer, domuz eti yemez.
Hans sarıdır, tüysüzdür.                                              -Hasan kara başlıdır, esmerdir, kıllıdır.
Hans sporcudur, dağ-bayır yürüyüşü  sever               -Hasan futbol meraklısıdır  ama sporcu değildir,                                                                                                                                                            kahvede oturmayı sever.
Hans disiplinlidir, çalışkandır, metodludur                   -Hasan başıbozuktur, metodsuzdur
 Hans taş çatlasa tatilini aksatmaz                             - Hasan'ın tatili de  işi de belli değıldir
Hans kitap okur                                                           -Hasan kitap okumaz, okusa okusa gazete okur                                                                     
Hans iri kıyımlıdır ama kalıbının adamı değildir          -Hasan orta boyludur, güçlü ve dayanıklıdır.
Hans içince  sızar.                                                        -Hasan içince diklenir, maraza arar, ileri gitsen kan çıkar.
Hans patates, karalahana sever.                                   -Hasan baharatlı, ekşili, keskin                                                                                                                                                                                   kokulu  yemekleri sever                              Hans zeki değildir. Bir kere anlat-anlamaz                    - Hasan zekidir, leb desen leblebiyi anlar             
Hans çoğu kez bir, taş çatlasa iki çocuk yapar-             -Hasan çok çocuk yapmayı sever, çünkü ona göre doğanın                                                                                                                                        nasibini Allah verir...
           
 
Hans ve Hasan kafalarında var olan bu dar açılı ırkçı gözlüklerini çıkarıp birbirlerine evrensel gözlüklerden baktıkları zaman çok sayıda ortak yönlerinin bulunduğunun ve çok kültürlülüğün zenginlik olduğunun ayırdına varacaklardır
YORUM EKLE

banner324

banner323

banner320

banner321