banner216
HADİ ONLAR ÇOCUKTU FETÖYE KURBAN OLDU

Evet çocuktular, bilmeleri, anlamaları mümkün değildi. Temizdiler, duruydu akılları, iyi niyetliydiler, herkesi henüz kendileri gibi iyi, doğru, temiz zannediyor, akıllarına başka bir şey gelmiyordu, insanların ard niyetli olabileceği de gelmiyordu akıllarına. Henüz, tarikatın ne olduğunu, hatta tarikat diye bir şey olduğunu bile bilmiyorlardı!..

Bazı anne babalar gerçekten inançlı ve düzgün bir Müslüman cemaat sanıyordu, cahildi de pek çoğu, pek çok şeyden de bihaberdi, kimi de yoksuldu aynı zamanda, çocuğuna sadece iyi niyetle ve insaniyet namına sahip çıkılacak, öğrenim görmeleri temin edilecek sanıyordu. İyi insanların olabileceğine de inanıyordu o zamanlar!..

Gerçi kimi boyutunu bilmeksizin, kimi de ne olduğunu bile isteye çocuklarını teslim etti!..



Yıllar önce, henüz adları duyulmamışken, ben de bilmiyordum, haberim yoktu, ilgim yoktu çünkü…

Henüz orta okul birinci sınıftaki oğlum, bir akşam, “Anne üniversite öğrencisi ağabeyler varmış, evlerinde bedava ders veriyormuş, bazı arkadaşlarım gidip ders alıyormuş, ben de gidebilir miyim” dedi. Allah biliyor ya, tarikat gibi bir şey gelmedi aklıma, başka kötü şeyler geldi. “Hayır, gidemezsin, tanımadığım kişilerin evinde işin yok. Hem sen zaten hem dershaneye gidiyor hem de özel ders alıyorsun, ayrıca derse ihtiyacın yok” dedim ama “Çok iyi ağabeylermiş” diye ısrar etti. Arkadaşlarının ısrarıyla, benim itirazım arasında sıkışıp kalmış, sıklıkla gitmek istediğini dile getiriyordu…

Korkmaya başladım, benden izinsiz bir yere gitmez ama nihayeti çocuk, benden habersiz gider de başına kötü bir şey gelir diye korktum. “Peki ama önce ben gidip o ağabeylerle görüşeceğim, ne dersi veriyorlarmış, niye veriyorlarmış bir öğreneyim, hem tanışayım bakalım kimmiş bu ağabeyler” dedim. Arkadaşlarına söylemiş, onlar da ağabeylere ama ağabeyler kabul etmemiş, anneler gelemez demişler. Oğluma, “İyi niyetli olsalar, teklifimi reddetmezlerdi, benim gözüm tutmadı bunları” dedim. Henüz küçük, tecavüz nedir, taciz nedir bilmiyor, o yaştaki çocuğa da bu endişemi açıkça anlatamıyorum… Daha önce üstü kapalı, anlayabileceği kadarıyla bahsedip dikkatli olması konusunda uyarmıştım ama dahasını anlatamazdım. Sadece, “Oğlum, böbreğini ya da başka bir organını alabilirler şeklinde bir şeyler anlatabildim ancak…

Bir iki gün sonra da komşum, “Bir profesör, apartmanını eğitime ayırmış, giriş katı kantinmiş, çocuklar oradan ücretsiz olarak istediği yiyecek, içeceği alabiliyormuş. Odalar dershane haline getirilmiş, çocuklara ders de ücretsiz veriliyormuş. Ben oğlanı göndereceğim, siz de dershaneye, özel derse para vereceğinize, hazır bedava göndersenize çocuğu” dedi. Gene heveslendi benim oğlan, daha ziyade de, kantinden her şeyin bedava alınabildiği pek bir cazip geldi ona. Yine olmaz dedim. “Dur bakalım kimmiş bu profesör, gerçekten profesör müymüş, çoluğu çocuğu yok muymuş da apartmanını eğitime adamış bir araştırılalım dedim, yine organ hırsızlığı endişemi dile getirdim, başka türlüsünü anlatamıyorum çünkü. Hele de tarikat hiç gelmiyor aklıma.

İçimden de günahını almayayım, adam belki evlenmedi ya da çocuğu yok, kendisini eğitime adamış iyi biridir ama neden sadece yoksul çocukları değil de herkesi kabul ediyor diye de düşündüm. Çünkü komşumun maddi durumu iyiydi, evleri vardı, kira gelirleri vardı. Almanya’dan emekliydiler, maaşları da iyiydi. Herhalde, çok cimriler, bedava bulunca yararlanmak istediler diye düşündüm. Oğlumun da ısrarıyla, sırf gönlü olsun diye, hafta sonu gidip görmeye karar verdim ama gidemedim. Konuşmamızın ertesi günü, eve okuldan bir çağrı getirdi, Müdür pazar günü, çok önemli bir konuda görüşmek için velileri okula davet ediyordu. Müdürün anlattıkları ürkütücüydü…

O dershane haline getirilen apartmandan bahsediyordu. Okullardaki başarılı öğrencileri oraya çekmeye çalıştıklarını, altında çok başka amaçlar olduğunu, tehlikeli olduğunu ve çocuklarımızı kesinlikle göndermememiz gerektiğini söylüyordu. Açıkça bir isim vermemişti, tarikat da dememişti ama anlattıklarından bu yönlü bir endişe taşıdığı belliydi. Ya o da işin aslını bilmiyor, sadece seziyordu ya da biliyor ama açıkça dile getirmekten çekiniyordu. Bilemiyorum nedenini…

Tabii duyduklarım karşısında, benim için zaten henüz açılmamış olan bu konu, bir daha açılmamak üzere tamamen kapanmıştı. Hiç niyetim de yoktu ne olduğunu bilmediğim bir işe bulaşmaya. Zaten bilsem asıl amacı, lafını bile ettirmezdim. Oğluma da anlayacağı bir dilde izah ettim. Müdürün de karşı olduğunu duyunca vazgeçti ısrarından.

Komşum ise gönderdi oğlunu, sıklıkla memnuniyetini ifade ediyordu… Kızı da oğlu da zehir gibiydiler, liseyi birincilikle bitirdiler…

Oğlu İTÜ Makine Mühendisliğini tercih etmişti. Bu defa da komşum, özel bir yurt olduğunu, oradan ısrarla davet aldıklarını, çocukların tüm ihtiyaçlarının ücretsiz karşılandığını anlatıyor, göndersek mi acaba diyordu. Karşı çıktım, yapmayın etmeyin dedim, endişelerimi dile getirdim ama dinlemedi yine… Ara sıra da “Sizin endişelendiğiniz gibi bir yer değilmiş, akşamdan, sabah namaza kalkacakları sorup uyandırıyorlarmış, kalkmayacak olanları zorlamıyorlarmış, oruç için de mecbur tutmuyorlarmış. Kimse o yurdun sahipleri Allah razı olsun, elimizi cebimize attırmıyorlar” diyordu.

Kızı için de ısrarla Hava Kuvvetlerinden davet geldiğini, hatta eve bile gelip ısrar ettiklerini ifade ediyordu ama kızı istemediği için, tüm ısrarlara rağmen kabul etmeyip istediği bir üniversiteye gitti ve evde anne babasının yanında kaldı…

Sonrasında, ben Antalya’ya taşındım, haberdar olamadım bir süre, Ankara’daki evime gittiğimde karşılaştık, oğlunun içine kapandığını, bir tuhaf olduğunu, o zehir gibi çocuğun derslerden soğuduğunu, kötü notlar aldığını, daha sonra da okula devam etmediğini öğrendiklerini söyledi. Allahtan dayısı da profesör ve nasıl yaptıysa, bir yolunu buldu da devamını sağladı ama fayda etmedi. Bir süre sonra, yine devam etmedi okula, sanırım bırakacak, okuyamayacak, ne oldu bu çocuğa, neden böyle oldu diye dert yandı. “O zaman söyledim size, bazı kişiler, birdenbire yoğun bir şekilde dinin içine, hele de yalan yanlış dalarlarsa, hazmedemeyip bunalıma girebiliyorlar, ayrıca bu işte bir tuhaflık var, bunca şey karşılıksız olmaz, bugün bir karşılık beklemiyor görünseler de bir gün mutlaka bu çocuklardan bir şey bekleyecekler, kimse babasının hayrına bu denli yardımsever olamaz; yapmayın, göndermeyin dedim, dinlemediniz” dedim ama bu defa da “Baskı yapmıyorlarmış ki bu kendi kendine bu hale geldi” dedi. “Kendi kendine olur mu, açıkça baskı yapılmasa da mahalle baskısı dediğimiz şey, çocuğu ikilemde bırakmıştır. Bir yanda çevresinde herkesin inanç, davranış ve düşündükleri, bir yanda kendisininkiler. Demek ki onların yönlendiriş ve arzuları, oğlunuza doğru gelmiyordu, benimseyememişti. Zorlamayacaktınız çocuğu. Bakın paraya tamah ettiniz, çocuk ne hale geldi. Bence, derhal uzaklaştırın o ortamdan, bir müddet psikolojik yardım almasını temin edin, toparlanınca, yeniden girsin sınavlara. Paranıza da kıyın lütfen, yok yoksul da değilsiniz, yoksa çocuğunuzdan olacaksınız” dedim…

Ben bir ay sonra yine Antalya’ya döndüm, onlar da oradan taşınmışlar, nereye gittiklerini ise kimse bilmiyor…

Çok sonraları ortak bir tanıdıktan duydum ki çocuk okulu bırakmış, Ankara’ya evine dönmüş ama odasından bile çıkmıyor, anne babasıyla bile konuşmuyor, televizyon dahi izlemiyor, sürekli yatağında oturup yine sürekli karşı duvara bakıyormuş. Sorulanlara yanıt vermiyor, çok zorlukla yemek yiyormuş…

O son derece yakışıklı, pırlanta gibi, terbiyeli, zehir gibi akıllı ve zeki çocuğun bu hale gelişine nasıl üzüldüm anlatamam!..

FETÖ denen bela, kim bilir daha kaç çocuğu bu hale getirdi?! Bunlardan haberdar değiliz ama bu hale gelmeyenlerin de ne hale geldiğini ve ülkeyi ne hale getirdiklerini iyiden iyiye gördük ve hâlâ da görmekteyiz ne yazık ki!

Perihan Reyhan Alkan

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner291

banner301

banner272

banner276

banner274

banner275

banner302

banner192

banner174

sanalbasin.com üyesidir