DOBRA DOBRA

Bugün dobra dobra konuşacağım, daha doğrusu yazacağım. Kimse alınmasın ama biraz da iğneleyeceğim, iğnelerken de "yarası olan gocunsun" diyeceğim. Her şeyden önce şunun altını önemle çizmek istiyorum. Ben bir bilim insanıyım. Hani şu klasik bilim insanları vardır ya, her şeyden önce soru sormasını ve sorgulamasını bilen; söz dinlemeyen ama dinlemesini bilen. Herhangi bir siyasi iradeye veya ideolojiye bağlı olmayan, zaman zaman kendi varlığını ve duruşunu bile sorgulayabilen; ha bir o kadar da dağınık olan. Evet bilim insanıyım. Bu sıfatımla da çevremde olan bitenlere zaman zaman şöyle uzaktan bir bakıyorum.

Önce bir tespitte bulunalım.

Almanya Türk Toplumu 55. yılını geride bırakmış durumda. Dile kolay 55 yıl ve günümüzde artık 4. neslin yetiştiği bir Türk Toplumu. Peki nasıl bir gençlik yetiştiğinin farkında mıyız? Bakın şair Abdül-Latif Benderoğlu ne diyor?

İnan ki…

Hiçbir zaman

Beni korkutmuyor karanlık.

Çünkü karanlığın arkasında bir aydınlık uyuyor sessizce.

Korkuyorum,

Yıllar sonra,

Kendi dillerinin,

Hecelerini yitirecek çocuklarımızın,

Davranışlarından…

Sahi bu süreç içinde biz hiç buradaki kendi haklarımızın, kendi değerlerimizin peşinde koştuk mu? Burada doğup büyüyen çocuklarımızın, hatta torunlarımızın eğitimiyle, diliyle, kültürüyle ne kadar ilgilendik? Yoksa sürekli uzaktan kumandalı birer robot olarak mı geçirdik bu süreci? Son zamanlarda geriye çekilip şöyle bir takip ediyorum Almanya Türk Toplumunu. Dedim ya bilim insanıyım ve bu sıfatımla içimdeki gözlemleme yetisi bırakmıyor. Burada yaşayan insanlar, özellikle de kökeni Türkiye de olan birinci ve ikinci neslin gündeminde hep Türkiye siyaseti var olduğunu görüyorum. Elbette önemli...

Ama en azından onun kadar belki de daha önemlisi...

Buradaki haklarımızın, değerlerimizin peşinde koşmamız gerekmez mi?

Burada bir nesil geliyor; kayıp nesil. Öyle bir nesil geliyor ki, sonuç itibariyle “deukisch” veya “türkmanca” diye tabir edebileceğimiz iki yarım dilli bir nesil yetişiyor; dilinden, kültüründen ve geleceğinden yoksun.

Peki biz ne yapıyoruz?

Almanya Türk Toplumu uzaktan kumanda ile ikiye ayrılmış durumda. Birbirlerini görmeyen, dinlemeyen ve dışlayan. Bu kesimin yarısı hükümet yanlısı, diğeri muhalefet yanlısı. Her iki kesimde ideolojisine bağlı olduğu taraf için varını yoğunu dökmekte, tüm mesaisini harcamakta. Türkiye'den sözde uzmanlar getirerek sanki buradaki insanların sorunlarını çözeceğiz. Bilmem kaçıncı toplantıda kaçıncı Prof. veya kaçıncı emekli generaller, amiraller, parlamenterler, yani sözde uzmanlar geliyor. Konu hep aynı: Türkiye siyaseti. Buradaki insanların sorunlarına çözüm üretmekten çok ama çok uzak.

Elbette önemli...

Peki ya kendi çocuklarının ve torunlarının geleceği?

Dili, kimliği ve benliği kayıp bir nesil. Hiç bunlar için bir şeyler yapıyor muyuz? Yaptıklarımız da göstermelikten öte gitmiyor.

Bakıyorum da Türkiye'de olacak bir belediye seçimleri için bağış kampanyaları, "etkinliklerde şapka çıkarıp bağış toplama" önerileri geliyor.

Uzaktan bakıyorum ve üzülüyorum. Bazen de kahroluyorum.

Sahi siz çocuklarınızın ve torunlarınızın buradaki geleceği için aynı mesaiyi harcadınız mı? Okullardaki dilini konuşma yasağına karşı ne yaptınız? Dilini öğrenmeleri için hangi girişimde bulundunuz? Onlar için hiç benzer bir bağış kampanyası düzenlediniz veya şapka önerileri getirdiniz mi? Düzenlenen bağış kampanyalarına hiçbir euroluk da olsa katkınız oldu mu? Boş yaşadığımızın bir örneği: KRV eyaletinde Mayıs içinde önümüzdeki eğitim yılı için 35 anadili kadrosu açılmış. Bunların sadece 3'ü Türkçe için ayrılmış. Oysa bu eyalette göçmen çocuklarının yarısı Türk kökenli ve açılan kadro sayısının yarısı da Türkçe için olmalıydı. Bundan haberimiz var mı? Yok, çünkü ilgi alanımız değil öyle değil mi?

Öyle olsaydı, yaklaşık 3 milyon Türkün yaşadığı ülkede en az bir milyon para toplanır bununla da çok mesafe alınırdı? Ama bakıyorum da çocuklarının, torunlarının sadece tatilde gördüğü bir ülkedeki belediye başkanlığı seçimleri için her iki taraf da kendi ideolojik bakış açısından adeta seferber olurmuş.

Elbette önemli...

Oysa yaşadığın ülkede, çocuklarınızın ve torunlarınızın yaşadığı ülkede tüm haklardan yoksunsunuz, diliniz yarım kalmış, benliğiniz ve kimliğiniz silinmiş.

Dedim ya ben bilim insanıyım. Hani şu klasik bilim insanları vardır ya, her şeyden önce soru sormasını ve sorgulamasını bilen, söz dinlemeyen ama dinlemesini bilen, herhangi bir siyasi iradeye veya ideolojiye bağlı olmayan, zaman zaman kendi varlığını ve duruşunu bile sorgulayabilen.

Keşke diyorum herkes kendini sorgulayabilseydi!

Dr. Ali Sak

YORUM EKLE
YORUMLAR
Bahattin Gemici
Bahattin Gemici - 2 hafta Önce

Doğru söze şapka çıkarılır.

ERCAN GÜRER
ERCAN GÜRER - 2 hafta Önce

ALİ Hocam iyiki varsınız..
Bir sivil toplum Temsilcisi ve eğitim gönüllüsü olarak çok şey öğrendik sizden.
Çalışmalarınızda başarılar diliyorum..

Prof. Dr. Mustafa Çakır
Prof. Dr. Mustafa Çakır - 2 hafta Önce

Ben de bir bilim insanı olarak bıkıp usanmadan yazıyor, anlatıyorum. Ancak sizin, benim söylediklerimizden ziyade, çevreden edinilen kulaktan dolma bilgiler daha genel geçer oluyor. Zaman sonra, iş işten geçince, dönüp dolaşıp, benim, bizim aylar yıllar önce anlattıklarımızı, yazdıklarımızı "Ya, Hocam biliyor musunuz?" deyip tekrar etmiyorlar mı... Hocam aklınıza sağlık.

Erol ŞİLE
Erol ŞİLE - 2 hafta Önce

Gözlem harika dile getirilmiş. Hem de eksiksiz... Dobra dobra demek lazım: Şimdiye kadar neleri BAŞARAMADIK, eksiklerimiz neler, STK lar nasıl bir araya gelebilir. Ortak PAY ve PAYDAlarımızı nasıl belirler ve mücadele edebiliriz ?

Süheyla Ökte
Süheyla Ökte - 2 hafta Önce

Kaleminize saglik ,nihayet takdire sayan bir sekilde dile getirilmis.

banner324

banner323

banner320

banner321