banner269
DEVLETİN BAŞI YOK
(Hele de İzmirde!..)
 
Gerçi devletin başında biri var var olmasına da, o kendi başının derdinde ancak!..
 
Ülke ne halde, ülkenin insanı ne halde hiç umuru değil!.. Yanmış, yıkılmış, ölmüş, kalmış hiçbiri umuru değil. Hele de ülkenin bekası. Varsa yoksa kendi bekası!.. Çocukları ve torunları bile umurunda değil. Umurunda olsa, ben öldükten sonra çocuklarım, torunlarım da yaşayacak bu ülkede. En azından onlara güzel ve yaşanılır bir ülke bırakmalıyım diye düşünür!..
 
Anladım ki kanun yasa, polis molis de hak getire. İşimiz Allaha kalmış ya da herkes becerebilirse, kendi çevresindeki nizamı, kendi korunmasını, kendi adaletini kendisi sağlayacak!
 
Biliyorsunuz, Gaziantep'te 20 Ağustos 2016 tarihinde, sokak düğününe yönelik düzenlenen intihar saldırısında, 56 kişinin hayatını kaybetmesinden sonra, özellikle Doğu ve Güneydoğudaki 22 ilde sokak düğünleri için yasaklama kararı gelmişti. Ancak istihbarat birimlerinden farklı illerde de benzer saldırıların olabileceği yönünde bilgiler ulaşması üzerine, her il kendi sınırları içerisinde kararlar almaya başlamıştı. İzmir Valiliği de Emniyet Müdürlüğüyle yaptığı değerlendirmeler sonrasında, sokak düğünlerini yasaklama kararı aldı.
 
İlgili tüm birimlere gönderilen karara göre, düğün, nişan, sünnet ve asker uğurlaması gibi açık alanlarda yapılan tüm eğlenceler yasaklandı. Yasak, cadde ve sokakların yanı sıra, çevresi duvarla kapatılmamış özel ve kamuya ait tüm açık alanları da kapsadı. Yasağa uymayıp düğünün yapılması halinde ise, polis ve jandarma gibi kolluk güçlerine etkinliği sona erdirme yetkisi verildi!
 
Yasağa uymayanlar hakkında, çevreye rahatsızlık verme, Karayolları Kanunu'na aykırı hareket etmekten ve Kabahatler Kanunu'na aykırı davranmaktan idari para cezalarının da uygulanmasına karar verildi. Ayrıca kapalı alanlarda dahi yapılsa, gerekli araştırma ve güvenlik önlemlerinin alınabilmesi için düğün sahiplerinin, iletişim bilgileriyle birlikte 48 saat önceden en yakındaki ilgili polis birimine başvurmaları da yine karara bağlandı.
 
 İzmir Valiliği ise, çoğu zaman tepki çeken havai fişek kullanımını da OHAL süresince yasakladı. Mülki amirliklerden gerekli izinler ve önlemler alınanların dışında kalan, merdiven altı üretilen, maçlarda atılan sis bombaları ve bazı emniyetsiz ithal ürünlerin satışı ve kullanımı da yasak kapsamına girdi.

 
Doğu ve Güneydoğudaki 22 ilde durum nedir, yasağa uyuluyor mu bilmiyorum ama İzmirde kesinlikle uyulmuyor. Yaz boyunca, neredeyse her akşam sokak düğünleri ve diğer kutlamalar bangır bangır, yedi mahalleyi inleten müzik, havai fişek ve gece yarılarına kadar patlayan silahlar eşliğinde devam etti maalesef. Yine neredeyse her akşam bir sokağın iki başı enlemesine park edilen araçlar, çöp konteynerleriyle kapatılıyor, halkın geçmesi engelleniyordu!..
 
Öylesine yüksek müzik vardı ki televizyonu, hatta evin içinde birbirimizi duyamıyor, bağırarak konuşmak zorunda kalıyorduk. Balkon ve pencere kenarında oturmak ise, büyük cesaret gerektiriyordu… Şarkı ve türküler ise, çoğunlukla Kürtçe.
 
Bir akşam hiç kesilmeyen silah seslerinin, rast gele oluşu ve davranışlarından, avaz avaz konuşmalarından epeyce alkollü de oldukları anlaşılan ama düğün mü, asker uğurlaması mı anlamadığım bir eğlenceye daha fazla tahammül edemeyip 155’i aradım, durumun vahametini anlattım, gelip gereğini yapmalarını rica ettim. “Hemen en yakın ekibi gönderiyoruz” dediler ama ne gelen oldu, ne de çiynenen yasanın gereğini yapan!.. Tekrar aradım, “Gönderdik” dediler, “Hayır göndermediniz, kimse gelmedi” dedim. Bu defa da, “Arkadaşlar geldi, gereğini de yaptı, siz fark etmemişsinizdir” dediler. Sinirlendim, “Kardeşim, kör değilim, karşımda hâlâ silahlar atılıyor, adeta savaş alanı, arkadaşlarınız size yanlış bilgi vermiş” dedim. Yalan söylüyorsunuz ya da söylüyorlar yanı sıra, diğer söylemek istediklerimi ise, yuttum çekintiyle…
 
Ertesi akşam yine, bu defa sünnet düğünü… Gece 24.00’de bitti ama uykum kaçtı, sabahın 02.30’u, balkonda sigara içiyorum… Teröristler bastı sandım. Karşı sokakta 5-6 kişi ellerinde silahlar, yine belli ki alkol almışlar ya da herhangi bir madde, bağıra çağıra, abuk subuk sözler, küfürler, pis pis tabirler ve Kürtçe bir şeyler eşliğinde, durmaksızın havaya ateş ederek yürüyor!.. Korktum, epey bir süre sinirden titrerken, bir yandan da, nedendir, neden gerek duyarlar, hangi ruh halidir onları bu saçmalığa ve fütursuzca saygısızlığa sevk eden diye düşündüm ama bulamadım yanıtını. 155’i ise aramadım bu defa, nasılsa yine gelmeyeceklerdi. Üstelik, “Bu kadın da başımıza bela oldu” diye söyleneceklerdi.
 
Evden çıkacak halim yok, rahatsızım, iki gece uykusuzluğun üzerine, kovsalar çıkamam evden ama derler ya öfke baldan tatlı. Ertesi gün kalkıp karakola gittim.
 
 “Buranın yetkilisi kim” diye sordum,  “Kimse yok, bir tek ben varım, buyurun bana söyleyin nedir sorun” dedi girişteki odada oturan polis memuru. “Ben teessüf etmeye ve ricada bulunmaya geldim” diye başlayıp olan biteni anlattım. Üstelik yasağa ve şikayetime rağmen neden müdahale edilmediğini sordum. Ayrıca şikayetime gerek olmadığını, büyük ihtimalle o silah ve havai fişek seslerinin karakoldan da duyulmuş olduğunu söyledim. “Yasalara uymuyorsunuz, milletin can güvenliğini böyle mi koruyorsunuz, ya birisine bir şey olsa, nasıl izin veriyorsunuz bu sokak eğlencelerine” diye de sordum. Hazır gitmişken de, ne zamandır gidip uyarmayı düşündüğüm konuyu da açtım.
 
Oturduğumuz sitenin önündeki çocuk parkında olup bitenler de,  epeydir sorun yaratıyordu.  Sitede daha ziyade genç aileler ikâmet etmekte, dolayısıyla da çocukları 3-5, en fazla 10 yaşlarında ama artık aileler çocuklarını o parka götürmeye korkuyor…
 
Geçen yıla kadar, oralarda gece gündüz devriye geziyordu polisler lakin bu yıl bir kez olsun uğramıyorlar. Akşamüzeri parkın banklarına tuhaf kılıklı, tuhaf bakışlı adamlar sebilhane bardağı gibi dizilip o genç annelere dikiyorlar gözlerini…  Ardından da gençler geliyor, ellerinde meyve suyu şişeleri, belli ki içinde alkollü bir şeyler var. İçtikçe tuhaflaşmaya başlıyorlar çünkü. Hoş bazen daha gelişlerinden belli oluyor alkollü ya da maddeli oldukları. Parkta içtikçe de çirkinleşmeye, çirkefleşmeye başlıyorlar. Pis pis sohbetler, amiyane tabirler, çirkin yaftalarla yapılan kadın kız muhabbetleri, küfürler… Doz ise süratle artıyor. Sonra da, yiyecek artıklarını, şişeler, izmaritler, poşetler, ne varsa hepsini yerlere atıp ortalığı çöplüğe çevirerek gidiyorlar. Bazen nerelerden geliyorlarsa, o güruhun kadın ve kızları da gelip aynı şekilde yayılıyor çimlere… Anneler haklı, çünkü çocuklarının o sözcükleri, birbirlerine davranışlarını öğrenmesinden korkuyor. O laf ve davranışların kendilerine yönelebileceğinden korkuyorlar. O adamların bakışlarından rahatsız oluyorlar…
 
Kendileri yetmiyormuş gibi bir de  zaten vahşi cins olan ama daha da vahşileştirdikleri köpeklerini de getirip salıyorlar parka. Parkın yakınından geçmek bile yürek istiyor…
 
Torunumun ısrarlarına dayanamayıp bir iki kez götürdüm, gördükçe de çirkinliklerini uyardım ama… Annelere de, “Kaçmasanız, tepki verip uyarsanız, bu denli cüretkâr olamazlar” dedim ama “Korkuyoruz, ya çocuklarımıza bir şey yaparlarsa…” karşı çıkacak gibi oldum ama anında vazgeçtim, haklıydılar…
 
Bu durumu da anlattım. Neden hiç uğramıyorsunuz artık. Eskiden büyük ölçüde sizden çekiniyorlardı ama artık cirit atıyorlar. Yine zaman zaman devriye gezmelisiniz dedim ama polis benden de dertliymiş meğer!..
 
 “Öncelikle duyarlılığınıza teşekkür ederim, keşke herkes sizin gibi duyarlı olsa” diye başladı söze. Dediğiniz doğru, öyle bir yasa var” diye devam etti, duvarda asılı olan panoyu işaretle, “Bakın Valinin talimatı orada asılı” der demez, “Uyulmadıktan sonra, orada asılı olsa neye yarar, duyarlı oluyorum da ne oluyor” diye böldüm sözünü. Yine, “Çok haklısınız bizim zaten izin verme yetkimiz yok, izin isteyenlere de söylüyorum, izin veremem, yasak diyorum ama kimsenin dinlediği yok. Burada yalnızım, FETÖ nedeniyle epeyce arkadaşımız gözaltına alındı. Siz geldikten az sonra, sivil bir arkadaş gelip bana silah teslim etti farkındaysanız. O silah benim, bugün benim nöbetim var ama karakolda kimse olmadığı için, arkadaş izinli olmasına rağmen gelip nöbetimi tuttu bu saate kadar, annesini acile kaldırmışlar, mecburen silahımı teslim edip gitti. Ben şimdi, gelenlerle mi ilgileneyim, çevredeki olaylarla mı, yoksa kapı önünde nöbet mi tutayım? Siz bana telefon edip beni kesiyorlar, kurtarın deseniz bile gelemem, yasak, kapatamam karakolu” dedi.
 
Haklısınız diyebildim ancak!
 
Yol boyunca, ne olacak bu memleketin hali diye sorup kara kara düşünerek eve döndüm!!!

Perihan Reyhan Alkan

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner291

banner272

banner274

banner276

banner192

banner174

sanalbasin.com üyesidir