banner269
DEDEM, ATATÜRK VE ÖGRETMENİM

İlk okul üçüncü veya dördüncü sınıftayım. Babam ve Annem dört çocuğunu bırakıp Almanya’ya gitmişlerdi.

En ufağımız üç yaşında amaç çocuklarına bir gelecek hazırlaya bilmek   babam öksüz büyümüş annem kıt kanaat geçinen bir ailenin çocuğu, bir nüfus eksik olsun diye evermişler. 

Bizi Dedem ve Nenemizin yanına İstanbul’a bıraktılar. İlk zamanlar her gece ağlardım. Bir yandan da kardeşlerime sahiplenmeye çalışırdım, diğer zamanlarda neden biz diye sorardım. Ekmeğimiz olmasa fakat anne ve babamız burada olsa diye düşünürdüm.

İstanbul Yıldırım mahallesinde ilk Okula başladım. Bir gün zil çaldı sınıfa girdik, bir gürültü patırtı çocukları durdurmak ne mümkün. Öğretmenimiz sınıfa girdi, kim bu kadar gürültü yapan diye sorunca? Sınıf başkanı beni günah keçisi olarak gösterdi. Tüm gürültüyü ben yapmışım gibi öğretmenim sol eliyle yüzümün bir tarafına destek verdi, diğer eliyle en az yirmi otuz sefer tokatlamaya başladı. Tokatladıkça kendinden geçiyor. Bir ara kendine gelip beni bıraktığında yüzümün bir tarafına kan oturmuş gitmiyordu. O gün öyle geçti. Eve geldiğimde Dedem ne olduğunu sordu. Söylemek istemedim sıkıştırınca mecbur kaldım. 

İkinci gün biz herkesten önce okula gittik. Dedem öğretmen masasına oturdu. Çocuklar ATATÜRKÜ tanıyor musunuz diye sorunca hep bir ağızdan tanıyoruz dedik. Size onunla ilgili bir anımı anlatayım dinlemek ister misiniz dedi. Hepimiz merak içinde. Evet dedik! O gürültücü sınıfta çıt yok. Dedem anlatmaya başladı. 

Ben askerken Atatürk bir gün bizi denetlemeye geldi. Halımızı hatırımızı sordu. Niçin düşmanlarla mücadele etmemiz gerektiğini nasıl kalkınacağımızı anlatı. Dedem konuşurken hepimiz pür dikkat dinliyoruz. O arada öğretmenimiz sınıfa girdi hepimiz ayağa kalktık. Dedem de kalktı, zannedersem sınıftan çıt duymayınca kapıyı dinlemiş. Dedeme devam edin bey amca lütfen dedi. Dedem o gün bize birinci ve ikinci Dünya savaşını ve neler yaşadıklarını anlatı. 

Öğretmenim ayakta kapı kenarında ders boyunca Dedemin konuşmasını bitirmesini bekliyor ve dersi öyle bir bağladık.

“Çocuklar ben ve benim arkadaşlarım sizler rahat edesiniz başkalar tarafından dövülmeyesiniz, aşağılanmayasınız, onurlu Vatanını seven milletini seven bireyler olasınız diye savaştık, bu çocuğun babası annesi de hala bu ülkeye katkı sunmak için yurtdışında, gurbette çocuklarından uzakta ekmek parası için mücadele ediyorlar” dedi ve sözünü noktaladı. Öğretmenim Dedemin elini öpmek istedi.  Dedem elini vermedi sadece Neden Hoca diye sordu? Bu el kadar çocuktan ne istedin dedi! Öğretmenim mahcup başı önünde hiçbir şey konuşmuyor, sonrası her ay öğretmenim ve arkadaşları bize gelir sohbet ederlerdi. 

Savaş anılarını o canlı tarihten dinlerlerdi. Bunu anlatmamın sebebi bu ülkede insana çocuklara kadına verilen değeri göstermek, savaşlar hala devam ediyor. İçeride işbirlikçiler dışta Emperyalistler bu ülkeyi pazarlamak isteyenler. Herkes aklını başına alır, Ne zaman çocuklarına kadınlarına, insanına değer verirse, O zaman bir adım ileri gider ülkemiz.

Türkiye öyle bir coğrafya üzerindeki sağı madden solu madden Güneş ve Rüzgâr enerjisinin toprağının çok verimli yalınız haininin bol olduğu bir Coğrafyada.

Ali Sönmez

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

Avatar
Şahin Çokbilir 3 ay önce

Diline sağlık usta.

Avatar
Gülay alagöz 4 hafta önce

Çok etkilendim rahmetli dede çok iyi bir insandı nasıl ders vereceğini çok iyi biliyormuş anlayana ama

banner291

banner272

banner274

banner276

banner192

banner174

sanalbasin.com üyesidir