banner269
Türkiye’nin kurtuluş ve bağımsızlık savaşı, emperyalist ülkelerin sömürgelerine, bağımsızlık yolunu gösteren ve cesaretlendiren örnek olmuştur. Hindistan’da Mahatma Gandhi’nin, Çin’de Mao Zedong’un, Kuzey Afrika’da Cezayir’in, Latin Amerika’da Küba’nın bağımsızlık savaşlarına ışık tutmuştur.

Türkiye Cumhuriyeti ile yaşıt olan, Mustafa Kemal’in isteğiyle, Kuvayi Milliyeci Yunus Nadi tarafından kurulan ve Kemalist ilke ve devrimlerine kararlılıkla bağlı kalan Cumhuriyet gazetesinde, 7.8.2018 tarihinde yapılan seçimle yeni bir Vakıf Yönetimi göreve geldi. Kendilerini uzun yıllardır yazılarından ve şahsen de tanıdığım Alev Coşkun, Ali Sirmen, Mustafa Balbay’ında görev aldığı yeni vakıf yönetimine, Almanya’daki bazı medya kuruluşlarında asla hak etmedikleri eleştiriler yapıldı. 

Vakıf yöneticileri aşırı milliyetçi Kemalist (ultra Kemalist ve nationalist) ve hatta neredeyse faşist olarak nitelendirildi. Atatürk, Kemalizm ve Cumhuriyet gazetesi karşıtı bu yazılar beni son derece rahatsız etti. 1968’den bu yana okuduğum Cumhuriyet gazetesine ve Kemalizme yapılan bu eleştirileri son derece haksız bulduğum için, Almanca 6 sayfalık ayrıntılı bir yazı kaleme aldım. Yazımı Almanya`daki medya kuruluşlarına, Almanya Cumhurbaşkanına, Şansölye Merkel’e ve bazı politikacılara gönderdim. Amacım Kemalizmi ve bu çizgideki Cumhuriyet gazetesini bilmeyenleri bilgilendirmektir.

Bu açıklamamın bazı bölümlerini Türkçeye çevirerek Cumhuriyet okuyucularının bilgisine sunuyorum. Türkiye’de, İslam ülkelerinde ve hatta dünyada günümüzde yaşadığımız terör ve demokrasi bağlantılı sorunlara, Kemalizmin çözüm modeli olacağına inandığım için yazımı aşağıdaki başlıkla kaleme aldım. 

Din istismarına karşı
“Mustafa Kemal Atatürk’ün, Türkiye Cumhuriyeti için önemini anlamak, onun devrimlerine ve Kemalizm olarak nitelenen temel görüşlerine göz atmak gerekir.
Müttefiki olan Almanya İmparatorluğu’nun Birinci Dünya Savaşı’na girmesine neden olduğu Osmanlı İmparatorluğu, savaşı kaybedince, galip ülkeler Büyük Britanya, Fransa, İtalya ve Yunanistan tarafından günümüz Türkiye’si de işgal edildi ve bölüşüldü. Mustafa Kemal ve yakın subay arkadaşları öncülüğünde bu işgale karşı ulusal kurtuluş hareketi başlatıldı. 19 Mayıs 1919’dan 9 Eylül 1922’ye değin organize edilen ve Türkiye Millet Meclisi kararlarıyla yürütülen ulusal Kurtuluş Savaşı, işgal güçlerinin yenilgisi ve Türkiye’nin bağımsızlığını elde etmesiyle sonuçlandı. 29 Ekim 1923’te Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu ilan edildi. 

624 yıllık Osmanlı saltanatı ve bir nevi Papalık olan Şeyhülislamlık kaldırıldı. Türkiye Büyük Millet Meclisi ulusal kurtuluş savaşının lideri Mustafa Kemal’i, Meclis tarafından kendine verilen isimle Türklerin babası anlamına gelen ‘Atatürk’ü Cumhurbaşkanlığı’na seçti. 

Türkiye’nin kurtuluş ve bağımsızlık savaşı, emperyalist ülkelerin Asya, Afrika ve Güney Amerika’daki sömürgelerine, bağımsızlık yolunu gösteren ve cesaretlendiren örnek olmuştur. Hindistan’da Mahatma Gandhi’nin, Çin’de Mao Zedong’un, Kuzey Afrika’da Cezayir’in, Latin Amerika’da Küba’nın bağımsızlık savaşlarına ışık tutmuştur. Çin Halk Cumhuriyeti ders kitaplarında, Atatürk’ün ulusal kurtuluş savaşının önderi ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu olarak günümüzde de öğretilmesi bundandır. 

Atatürk’ün 100. doğum günü 
UNESCO (Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Kurumu), 1978 yılında 152 ülkenin oybirliğiyle Atatürk’ün 100. doğum gününü, Atatürk’ü anma yılı olarak kabul etmiştir. UNESCO kararı aynen şöyledir:

“Atatürk uluslararası anlayış, işbirliği ve barış yolunda çaba göstermiş üstün bir kişi, olağanüstü reformlar gerçekleştirmiş bir devrimci, sömürgecilik ve emperyalizme karşı savaşan ilk lider, insan haklarına saygılı, dünya barışının öncüsü, bütün hayatı boyunca insanlar arasında renk, din ve ırk ayrımı gözetmeyen eşsiz bir devlet adamı, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu.” 

Atatürk liderliğindeki Türkiye, devrimci yenilikler ve köklü reformlarla, ortaçağ düzeyinde geri kalmışlığı hızla gidermeyi ve çağdaş ülkeler düzeyine yükseltmeyi hedef almıştır. Köklü bir eğitim ve hukuku reformuyla, Latin alfabesiyle, Cumhuriyetin temel dayanağı olan Din ve Devlet işlerini ayıran Laiklik ilkesiyle, kadın erkek eşitliği ve çokevliliğin (poligaminin) yasaklanmasıyla, hızla kalkınma ve sanayileşmesiyle, finans ve ekonomide bağımsızlığın sağlanması yönünde büyük başarılar gerçekleşmiştir. 

Atatürk tarafından yürürlüğe konan laiklik ilkesi, İslam ülkeleri arasında tek örneği oluşturmaktadır. Laiklik, özellikle nüfusunun çoğunluğu Müslüman olan ülkelerde, demokratik hukuk devletinin yaşama geçirilebilmesi için vazgeçilemez koşuldur. 50’den fazla İslam ülkesinin nerdeyse hiçbirinde gerçek demokrasi ve hukuk devletinin olmayışının temel nedeni, bu ülkelerde laikliğin olmaması veya uygulanmayışıdır. 

Laiklik, Türkiye Cumhuriyeti’nin temel taşını oluşturur. Dine dayalı devleti amaçlayan kökten dincilerin karşılarındaki ana düşman ve hedef bu nedenle Kemalizm ve Kemalistlerdir. Günümüz Türkiye’sinde Tayyip Erdoğan başkanlığındaki tutucu- (konservatif) dinci AKP ile Kemalistler arasındaki çekişmenin ana nedeni budur.
Mustafa Kemal Atatürk’ün devrimlerine ve ilkelerine sahip çıkanlar, kendilerini Kemalistler olarak tanımlamaktadırlar. Cumhuriyetin kuruluşundan 1950’lere değin Kemalistler büyük bir coşku ve özveriyle, devrim ve reformların gerçekleşmesine ve toplumun refahına çalışmış, rüşvete ve kendilerini zengin etmeye yanaşmamışlardır. (...) 

Cumhuriyet, Türkiye Cumhuriyeti ile yaşıttır 
Cumhuriyet gazetesi, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan altı ay sonra, 7 Mayıs 1924 tarihinde yayına başladı. Türkiye’nin kurtuluş ve bağımsızlık savaşında Atatürk’ün yanında yer alan Yunus Nadi, gazetenin kurucusu, isim babası Mustafa Kemal’dir. Cumhuriyet gazetesi kararlılıkla bağımsızlığını koruyan ve Atatürk devrim ve ilkelerini savunan günlük gazete olarak yaşamını sürdürmüştür. Yunus Nadi’nin ölümünden sonra oğlu Nadir Nadi gazete yönetimine gelmiştir. Gazete İlhan Selçuk, Uğur Mumcu ve tanınmış birçok gazeteci ile Atatürk devrim ve ilkelerine bağlı kalınarak etkin yayın politikası sürdürülmüştür. (...) 
Nadir Nadi’nin ölümünden sonra, gazete sahipliği 1993 yılında kurulan ‘Cumhuriyet Vakfı’na verilmiştir. Vakfın kuruluşuyla birlikte, gazetenin yayın çizgisi ve politikası da karara bağlanmıştır. (...) 7 madde olarak belirlenen ve uyulması gereken bu kurallar, 8.9.2018 tarihinde Cumhuriyet gazetesinde yayımlanmıştır. 

Uzun süren mahkeme kararları sonucunda, Cumhuriyet gazetesi vakıf yönetiminde yapılan yeni seçim, Alman ve Fransız medyasında eleştirilere neden oldu. Mahkeme 18.2.2014 tarihinde Cumhuriyet Vakfı için yapılan seçimi iptal etmişti. Vakıf yönetiminin mahkeme iptal kararlarına yaptığı itirazlar, son olarak Yargıtay tarafından da 3.8.2018 tarihinde reddedilerek, önceki mahkeme kararları onanmıştır. 7.8.2018 tarihinde yapılan yeni vakıf yönetimi seçimini, gazetenin yeniden Atatürkçü ilkelere bağlı kalmasını savunanlar kazanmıştır. Yeni seçilen vakıf yönetimi, Cumhuriyet gazetesinin bağlı olduğu 7 maddelik ilkelere vurgu yaparak, seçimi kaybeden önceki vakıf yönetiminin aksine, Cumhuriyet gazetesinin kuruluşundan bu yana savunduğu Atatürk’ün devrim ve ilkelerine bağlı kalacağını açıklamıştır. 

Cumhuriyet hep hedefti 
Almanya Türk Öğrenci Federasyonu Başkanı kimliğimle, Türkiye’deki siyasi gelişmelere yaptığım eleştiriler nedeniyle, Türk vatandaşlığından çıkarıldığımda, Cumhuriyet gazetesi yazarları, bu kararı şiddetle eleştirdiler. Aynı zamanda hukukçu olan Uğur Mumcu avukatlığımı üstlendi. Danıştay kararıyla vatandaşlık hakkımı yeniden kazandım. Kendi örneğimde olduğu gibi, Cumhuriyet gazetesi her zaman haksızlıklara ve haksız kararlara karşı tavır alarak, Türkiye’deki durumu eleştirel olarak değerlendirmiştir. Gazete her zaman emperyalizme karşı, kararlılıkla laikliği, demokrasiyi, hukuk devletini, basın ve fikir özgürlüğünü ve sendikal hakları savunan bir çizgi izlemektedir. Gazete yazarlarının önemli bir kesimini, sol sosyal demokrat olarak değerlendirmekteyim.

Bu nedenle Cumhuriyet gazetesi ve yazarları, tutucu ve sağ hükümetlerin 1950’lerden bu yana hedefinde olmuştur. Türkiye’nin en ünlü ve sevilen Cumhuriyet yazarları, Prof. Dr. Muammer Aksoy, Prof. Dr. Bahriye Üçok, Uğur Mumcu, Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı, büyük bir olasılıkla laiklik karşıtı kökten dinci teröristlerin saldırılarına kurban gitmiştir ve hükümetler söz verdikleri halde bu cinayetlerin failleri bulunmamıştır.

Prof. Dr. Hakkı Keskin

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner291

banner301

banner272

banner276

banner274

banner275

banner302

banner192

banner174

sanalbasin.com üyesidir