banner216
CEHALET VE SEFALETİN BULUŞTUĞU YOL FELAKETTİR


Ekonomik ve sosyal alanda sürdürülebilir göstergelerin ulusal düzeyde iyileştirilmesi, ülkenin genel refahının artması demektir.
Sosyal siyasal ekonomik problemlerin araştırılabilir, mantıklı ve bilimsel açıklanması, Yeni gerekçelerlerle problemlere çözüm önerilmesi, deney ve gözlemlere açıklık getirilmesi gibi varsayımlar (Hipotez) değiştikçe sonuçları da değişecektir.
Oysa İki noktadan bir doğru geçer hipotezi ise doğruluğu ispatlanmış teorem değiştirilemez.

Bizde, toplumda yaşanmış değişken problemlerin tekrar yaşanmaması için, araştırılabilir, mantıklı tecrübelerin, gelecek nesillere aktarılması için söylenmiş bazı atasözlerini örnek vermek isteriz.

Görünen köy kılavuz istemez,  Yanlış hesap Bağdat’tan döner. Keser döner sap döner, gün olur hesap döner. (Anonim)
Kendi ışığına güvenen, başkasının parlamasından rahatsızlık duymaz. (Victor Hugo)
Bir yalan ne kadar hızlı olursa olsun hakikat yetişip onu geçer. (Kenya)
Ne kadar az yüksekten uçarsan düştüğün zaman o kadar az incinirsin. (Tibet)
Sis yelpaze ile dağılmaz. (Japon)
Taşı delen suyun kuvveti değil damlaların sürekliliğidir. (Brezilya)

Bu anlamlı sözlerden ders çıkartmak adına, milyonlarca insanın hayatını kaybettiği savaş ve trafik kazalarının tekrar yaşanmaması için, Askeri eğitim strateji ve savaş taktiklerini ihtiva eden ‘’İç hizmet yönetmeliği’’ kanla yazılmıştır.
Trafik kuralları ise; yaşanmış trafik kazaları örnek alınarak uyulması zorunlu kurallar hazırlanmıştır.
Bu deneyimlerin bileşkesi, muhtemel can kayıplarını önlemektir.

Hayatın her döneminde risklerin var olduğunu, bir projeyi, bir şirketi veya bir devleti ilim, bilim, fen ve teknolojiyle yönetmek gerektiğini, Tarihin tekerrürden ibret olduğunu, Kartopunun yuvarlandıkça büyüdüğünü, Tecrübenin bedava, deneyimlerin ise çok pahalı olduğunu bilmek gerekir.

1299 yılında söğüt kasabasında kurulan Osmanlı imparatorluğu, 718 yıllık geçmişinde, yükselme, duraklama ve gerileme devirleri yaşamıştır. Deneyimlerden faydalanmayanlar, Devleti, çökme noktasına getirdiği zaman, Mustafa Kemal ve arkadaşları, Türk, Kürt, Laz, Çerkez Boşnak, topyekûn Türk milleti, 29 Ekim1923 de Türkiye Cumhuriyeti kurmuştur.

Burada Cumhuriyet tarihini anlatacak değiliz. Ama Orta Doğudaki iç savaşı, milliyetçilik, etnik köken ve dinin siyaseten kullanılarak ülkelerin nasıl böldüğünü hep birlikte yaşıyoruz.

Dünyadaki en yeni örnek, Ortadoğu petrollerinin paylaşımı için çeşitli bahanelerle ABD tarafından çıkarılan savaşlar, başta Suriye olmak üzere giderek yayılmaktadır.
Suriye’deki iç savaşta milyonlarca masum insan öldü. Bir o kadar insan yaralandı ve sakat kaldı. Yersiz yurtsuz kalan insanlar Dünyaya dağıldı. Devletlerin mülteci sorunları büyüdü.
Bu dalga giderek Türkiye’ye de sıçramaktadır. Esasında yeterince Türkiye’ye sıçramış olan bu dalga başta ABD olmak üzere karar verenlerin hazırladığı planın bir parçası olduğunu hatırlatmak isteriz.

Konu buraya gelmişken Kuzey Irak Kürt yönetiminin 25.09.2017 tarihinde yaptığı referanduma değinmek gerekiyor.
Bu referandum sırasında en çok garip olan durum, Kürtler asırlardır birlikte yaşadığı, Türkmenlere cephe almış, kendileri bağımsızlık peşinde koşarken, Türkmen bölgesini işgal etmeye çalışıyorlar.   Yıllardır Orta Doğuda Arap Müslümanlara, silahsız insanlara eziyet eden İsrail bayrağının referandumda Kürtler tarafından sallamasını kınıyorum. Bir gün gelecek kurt yavrusunu yiyecek ama vakit çok geç olacak. İşte bu tablo Müslüman toplumlarda savaşın neden bitmediğinin bariz örneğidir.
Aynı zamanda diplomasi ve tarihin kültürünün eksikliğidir.

Türkiye’nin Orta Doğu politikası, AB ilişkileri, diplomasi usul ve esasların uygulandığı, savaş gibi sonucu belli olmayan durumların yaşanmaması için, Devlette devamlılığın esas olduğu liyakatli bir yönetim ile toplumun refahı ve uluslararası saygınlığını arttırılmalıdır.

Sağduyu sahibi olan ülkesini seven, huzurlu yaşamak isteyen herkes, demokrasi ve cumhuriyetin korunması için milli birlik ve beraberlik içinde savaşa, kargaşaya emperyalizme, iş birlikçilerine karşı durmalıdır.
Muktedirlerin, tercih ettiği mal, mülk paylaşımı hiçbir insanın sebepsiz ölümünden daha önemli değildir.
Yunus ne demiş:
‘’Mal mülk sahibi, hani bunun ilk sahibi. Mal da yalan, mülk de yalan, var biraz da sen oyalan’’
Dünyaya şöyle bir baktığımız zaman, ne kadar çok dirayetli, muhteşem basiretli, padişahlar, kıralar, sultanlar, başkanlar gelip gitmiş. Ama hepsi üç metre bezle gitmiş.

Dikkatlerinizi bir noktaya daha çekerek düşünmenizi isterim.
Dünya coğrafyasına baktığımız zaman, savaşların hep İslam coğrafyasında çıkartıldığını görüyoruz. Bunun üç sebebi vardır.
Birincisi, bu bölgelerde stratejik çıkarları olan devletler, petrol şirketleri, silah tacirleri, pazardan daha fazla pay almak ve yönetimi ellerinde tutmak istiyorlar.
İkincisi, Haçlı seferlerini devam ettiriyorlar.
Üçüncüsü de, Halkın cehalet ve sefaletini kullanılarak iktidarlarını koruyorlar.
Bu konuda ekonomist, düşünür Karl Marx ‘’Cehalet, Ayrıcalıklı sınıfın ustaca kullandığı bir silahtır’’ Sözü ile düşüncelerimizi doğrulamaktadır.

Savaşların bedelini, karar verenler yerine, mahsum ve mağdur halklar ödemektedir. Din, vatan millet, kahramanlık söylemleriyle ölümün şahadet olduğuna inandırılan halk, aynı zamanda sosyal, siyasal, ekonomik sorunları da birlikte yaşamaktadır.

Örnek olması bakımından Birinci Dünya Savaşının sosyal ekonomik sonuçlarına baktığımız zaman, Dünya’da ekonomik sıkıntılar olmuş, Rusya bunalıma girmiş rejim değişikliği yapılarak komünizme geçmiştir.
Türkiye, Çanakkale savaşında 211.000 insanını, on binlerce aydınını kaybetmiş etkileri, İstiklal Savaşı ve Cumhuriyetin ilanından sonra da yansımıştır.

Buraya kadar anlatılanlardan hisse çıkartmak gerekirse, herkese sorulması gereken soru:
Emperyalist devletler, neden silah üretiyor ve dünya bu silahları neden çok büyük bütçelerle tüketiyor?
Bu sorunun cevabını aşağıdaki Dünya savunma harcamaları vermektedir.

Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü SIPRI’ nin açıkladığı rapora göre 2015 yılında dünyada askeri amaçlı 1 trilyon 471 milyar euro harcama yapıldı
http://wowturkey.com  verilerine göre 2014 ülkelerin savunma giderleri USD sıralaması şöyledir.

Dünya savunma giderleri Toplam 1.470.000.000.000
NATO Toplam                               1.049.875.309.000 
1. A.B.Devletleri Toplam                  713.100.000.000 
Avrupa Birliği Toplamı                      312.259.000.000 
2. Çin Halk Cumhuriyeti                     70.308.600.000
4. Birleşik Krallık                                64.005.100.000
5. Japonya                                         48.860.000.000
6. Almanya                                        45.930.000.000
8. Rusya                                            39.600.000.000 
11 Türkiye                                         30.936.000.000

Bu verilere göre, Eğer, egemen güçler, Dünyada barış isteselerdi silah üretmezlerdi. Silah üretilmesinin ana sebebi, ülkelerin muhtemel tehditlerden korunması gibi görünse de, esas olan kendi stratejik hâkimiyetlerini ve ekonomik güçlerini arttırmaktır.

Dünyadaki savunma harcamaları ile eğitim harcamalarını kıyasladığımız zaman konu daha çok netleşecektir.
Yaptığımız araştırmalarda, Dünya devletlerinin topluca eğitim harcamalarını ifade eden bilgilere ulaşamadık. Ancak, ülkelerin bireysel harcamalarına göre, bir öğrencinin yıllık eğitim maliyetinin en yüksek olduğu ülke, Hongkonk’ta 132.161 USD, en düşük Mısır ve Fransa’da 16.708 USD, BAE ise 99.378 USD dır.

TUİK verilerine göre, Türkiye’nin eğitim harcamaları 2014 yılında 113 milyar 571 milyon TL oldu.
Bu veriyi aynı yıl 2.21 TL olan USD ortalama kuruna göre hesaplarsak Türkiye’nin Eğitim harcamaları 51 milyar dolar civarında olmaktadır.
Aynı yıla göre, yukarıdaki tabloda görülen Türkiye’nin Savunma harcamaları ise 30.936 milyar dolar ile dünya sıralamasında 11. Sırada yer almaktadır.

Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) verilerinden hareketle hazırlanan bir tabloya göre, Türkiye, devletlerin eğitim harcamalarının gayrisafi yurtiçi hâsılalara (GSYİH) oranları açısından, 132 ülke arasında, Sierra Leone ile birlikte 91. sırayı paylaşıyor. Birinci sırada Küba bulurken, Türkiye'deki eğitim harcamaları, dünya genelindeki ağırlıklı ortalamanın gerisinde kalıyor.

Bu konuya bir açıklık getirmek gerekirse, Dünyanın en büyük ham petrol üreticisi ve ihracatçısı olan Rusya’nın savunma harcaması Dünyada 8. Sırada, Türkiye ise 11. Sıradadır.
Bu örnek çerçevesinde, Dünya devletlerinin, savaşı mı, barış mı yoksa eğitimi mi? İstediklerine dair değerlendirmeleri yorumlarınıza bırakmak daha doğru olacaktır.

Eğer Dünyadaki savunma giderleri, halkın üretim, sağlık, eğitim, adalet gibi insani değerlerini yükseltecek yatırımlara harcasaydı, Eğitimi yüksek, toplumlarda üretim de yüksek, savaş ihtimali daha az belki de hiç olmayacaktı.
Savaş korku felaket ve kötülüktür. Barış ise iyilik fazilet ve insanlıktır. İyiliği anlatmak kötülüğü anlatmaktan daha kolay, toplumsal direnci ve bütünlüğü sağlamak açısından daha çok anlamlıdır.

Biz bu değerlendirmeleri yaparken hümanist bir pencereden baktık.  Hani Âşık Veysel’in bir deyişi vardır. ‘’Koyun kurt ile gezerdi fikir başka, başka olmasa’’
Maalesef fikirler çok başka olduğu için insanları da savaştan, kavgadan alıkoymak mümkün değil,
Sefalet ve cehaletin panzehiri EĞİTİMDİR diyerek, sözlerimi Mustafa kemal Atatürk’ün çok anlamlı barışçı insancıl sözleri ile bitirmek istiyorum.

‘’Yurtta Sulh, Cihanda Sulh’’ düsturunuz olsun.


Necdet TOR



 

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

Avatar
Özge Tor Vural 3 ay önce

Harika tespitler. Cok behendim

banner291

banner272

banner274

banner276

banner192

banner174

sanalbasin.com üyesidir