banner216
BİR KIRIK SÜTUNUN ve MEİS GEZİSİNİN ÖYKÜSÜ…

Hepimiz kırıldık…
Hayatın bir yerinde dimdik, görkemli bir şekilde yükselirken… 
Ya haksızlığa uğradık, kendi ellerimizle kırdık kendi sütunumuzu…
Ya da bir başkasına haksızlık ettik, biz kırdık onun sütununu…
Hangi şekilde olursa olsun onarılmaz hatalar bunlar. Hem kendi yüreğimizde açıldı yaralar hem de başkalarında…
Sonuçta kırıldı sütun…
Kırık bir sütunun benzeri olduk…
***
Letoon ve Xhantos harabelerini gezerken birden bu gerçek düştü aklıma… Muhakkak ki bedeni kırılmış sütunun da duyguları bizimle aynıdır… Onca zaman hizmet ettikten sonra kırılmış olmaktan üzgündür. Görevini tamamlayamamış olmaktan dertlidir. Üzerinden geçen yıllardan ve onu hor gören sütunların alaycı tavırlarından yılgındır. 
Kim ne derse desin…
İnsanlar da taşlara benzerler. Bazıları güzel, parlak ve estetik… Bazıları yontulmamış, ham, kaba ve şekilsiz… Nezaketten, incelikten, zarafetten uzak…
Kimisi bir amaca hizmet etmek için üst üste konup antik tiyatroda basamak taşı olmuş, kimisi giriş kapısında köşe taşı… Kimisi yılların sırlarını taşıyan kilit taşı… Kimi iftiralar ve düşmanlıklar sonucu kurban edilenlerin sunak taşı… Kimisi saray kadınları ve cariyelerin ince ve alımlı vücutlarını kucaklayan havuz taşı…
***
İnsanların da kaba ve değer bilmeyeninden korkacaksın…
Kendini büyük zanneden, kendini en güçlü zanneden ve kendini bir yuvarlandı mı insanları ezecek gibi zannedenlerin bulunduğunu, zenginliği ile her şeyi satın alabileceğini düşünenler olduğunu hatırlayacaksın… 
***

Bu gezide bir şey daha öğrendim. 
İki merkez büyük medeniyetlere ev sahipliği yapmış da gezerken yaz sıcağında insanları serinletecek, bir damla su ikram edecek bir çeşmeyi miras bırakamamış.
Kültür bakanlığı bir şişe soğuk su alacak bir büfenin açılmasına ihale bahanesi ile izin vermemiş. Geçici bir çözümde yok. Gelenlerin eline verilecek bir broşür olmadığı gibi, kazı evinin bulunmadığı, olanlarında kapalı olduğunu görüyorsunuz…
Sadece haraç alır gibi giriş ücreti adı altında, hiçbir hizmet vermeden para alındığını görmek insanı kahrediyor.
Yurt dışındaki ören yerlerini gezerken yaratılan ziyaretçi merkezlerini görüyoruz. > haritasına, hatıra eşyasına, serin salonları ve aperatif salonlarına kadar her şeyi düşünmüşler. Bu kadar zengin bir tarihi mirasa rağmen bizim başarmamız çok mu zor?
***
Daha üzücüsünü de gördüm. Kaş gibi turistik bir ilçenin arabesk bir mantık ile yönetildiğini, tarihi lahit’in bulunduğu yerin otopark ve pazar yeri olarak kullanıldığını, mermer gövdeye dayanmış tahta tezgâhları, köşesindeki araç çarpması ile oluşan kırıkları, üç beş adım ötesinde yükselen beş katlı bir inşaatın atıklar ile ortalığı nasıl kirlettiğini…
Trafik demeyin. Araba keşmekeşi içindeki sokaklar düzensiz… Bir belediye görevlisi neresi park yeri olduğu belli olmayan Cadde’de kafasına göre fiş kesiyor. Buna rağmen insanların akın-akın Kaş’a geldiğini görüyorsunuz. 
Hapishane gibi tel örgülerle çevrilmiş devlet eli ile işletilen bir halk plajı var. Diğerleri özel sektör… İşin hakkını vermeye çalışmışlar. 
***
Bir günümüzü ayırıp, bir buçuk deniz mili ötede ki Yunan adası Meis’e geçtik. Gümrük kapısı kuyrukları, pasaport kontrolleri hepsi çok büyük bir titizlikle yapıldı. Eziyetler de ayni tabii…  Bir yandan Yunan adasına gitmemizden hoşlanmayan Türk görevliler, öte yandan adalarına gelmemizden rahatsız olan Yunan görevliler…
Adalılar bu 400 kişilik yerde tutunma ve geçim derdindeler. Kolay değil. Hiçbir şey yetişmeyen kıraç toprakta gelir kapısı bulmaya çalışmışlar. 
Tek çıkar yol Turizm. Bütün binalar pırıl, pırıl. Bizdeki gibi çöp yığınları ve naylon atıklar yok. 
Küçücük ve tekne ile deniz seviyesinde tehlikeli bir girişi olan Mavi Mağara gezisine çıkıyorsunuz. Bunun için adam başı 10 ar Euro topluyorlar. Eski bir taka ve arkasına bağlı bir joker bot bu gezinin aksesuarı... Mağaranın içerisi Türk hamamı gibi boğucu bir ortama sahip. Kalp, tansiyon, astım hastalarına göre değil. Mağaranın içi oldukça yüksek ve geniş.  Dışarıdan sızan güneş ışınları suyu maviye boyuyor ve içeriyi aydınlatıyor. Değer mi? Takdir görmek isteyenlerin. Kaş’taki Mavi mağara benzeri…
*** 
Yüzmek için Plaj yok. Tekne limanın girişindeki adacığa yine bot yardımı ile taşıyor bizi. Her taraf kayalık ve mercan… İsterseniz denize girebiliyorsunuz. Güneşlenme terasları düzenlenmiş. Üstünde küçük balıkçı meyhanesinde karnınızı doyurabiliyorsunuz. Yöreye has deniz börülcesi, kalamar, minik karides kızartması, nohut köftesi ve normal köfte-patates, balık var. Limana dönme imkânımız olmadığı için öğleyi burada geçiştiriyoruz. 
***
Meis’in limanında yan yana dizilmiş dükkânlar ve balık lokantaları günün kararmasını bekliyorlar. Kıyı şeridinin deniz seviyesi ile bir karış yüksekliği var. Burayı su basmıyor mu diye düşünmeden edemiyorsunuz.
Hesap mı? Eh, Kaş’ta ki akşam yemeğinden hesaplı geldiğini söyleyebilirim… 
Rüzgârlı ve dalgalı bir havada geri döndük. İçimizde; bu kadar yakın adaların nasıl elimizden alındığını, Turizm bakanlığının ne işe yaradığını düşünerek…

Taner Tümerdirim

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner291

banner272

banner274

banner276

banner192

banner174

sanalbasin.com üyesidir