banner269
BABA! BAK ANNEM GERİ DÖNDÜ!

Babam Samsun’da inşaatlarda çalışıyor, beş on kuruş para kazanarak, bize un, yağ, şeker gibi gerekli olan şeyleri getirmek için uğraşıyordu.
Kimi zaman haftalarca köye gelemiyor, inşaatlarda yatıyor kalkıyordu. 
Her akşam babamızı bekliyorduk üç kardeş, hep!
Ablam Hacer, ben ve ayaklarımızın altında dolaşan küçücük bedeniyle Nurcan...
Köyümüzde, gecenin karanlığında, cılız bir gaz lambasının ışığında zaman geçirirdik. 
Aydınlık bir güne uyanma isteği coşar taşardı yüreklerimizde.
Evimizin bir köşesinde yerde yanan ateşin yalımlarından duvarlarda oynayan esrarengiz gölgelerinin altında köyün üstüne çöreklenen karanlığı gözler, sessizliği dinlerdik.
Anam hep diken üzerindeydi! 
Korkuyor, başımıza bir şey geleceğinden endişe ediyordu.
Yapayalnız bir dünyada, herkesten uzak, tek başına bir evde her akşam babamı bekliyorduk hep!
Ta uzaklarda, dağları dereleri yalaya yalaya gelen köpek havlamaları, horoz sesleri bizi alıp başka başka alemlere götürüyordu. 
Derin kederler içinde, karanlık bir denizin ortasında boğuluyor gibiydik. 
Uzaklardan bazen insan öksürmeleri gelirdi. 
Böyle zamanlarda anam korktuğunu bize belli etmezdi ama, usulca camın kenarına gider, belli belirsiz mavi güllü bir basmadan uydurulmuş perdeyi bir iki parmak aralar, karanlığı kollardı. 
Yüreğinin küt küt attığını duyar gibi olurdum. 
Anam korkardı, bunu anlıyorduk. 
Ablam, benden biraz daha olgun olduğu için anamın eteklerini tutar, “Amaan anne! Kim olacakmış” diye sanki büyük bir insan gibi anama cesaret vermeye çalışırdı.
Ben de korkuyordum.. 
Kendi cılız bacaklarımız üzerinde dik durmaya çalışarak, koca koca dertleri, tasaları, sıkıntıları omuzlarımızda taşımaya çalışıyorduk. 
Böyle tasalar ortasında evimizde oturup, geleceğimizin ne olacağını derin derin düşünürken, evin arka yanından, karanlığı yırtarak gelen tanıdık sesle öylesine köklü, esaslı bir şekilde sarsılırdık ki! 
Yüreğimiz küt kür atar, ardından göğsümüzün kabardığını hissederdik. Kulağımızı o tanıdık sese çevirirdik... Yürek kütürtülerimizi o kadar net duyardık ki; anam, ben ve ablam, birbirimize iyice sokulur, duyduğumuz öksürük sesinin babama ait olup olmadığını anlamaya çalışırdık...
Arka arkaya gelen öksürükler, bize yanılmadığımızı söylerdi. O zaman yüzümüz güler, ablamla ben fırlayıp, evin kapısına koşarak gider, kulaklarımızı kapıya dayayarak babamızın kapıyı vurmasını beklerdik. 
O da, sanki bizim hir zaman bunu yaptığımızdan eminmiş gibi, kapıyı hafifçe tıkırdatır, bizim korkmayacağımız bir ses tonuyla, kapının öte yanından seslenirdi:
“Haceer!.. Aç gızım kapıyı!” 
O zaman ablam ya da ben ağır tahta kapının arkasındaki tahta sürgüyü yuvasından kaldırır, gıcırdatarak kapıyı açardık. 
Evet, oydu... 
Babam gülümseyerek yüzümüze bakardı.
Artık dünyalar bizim olurdu. 
Kendimizi hemen babamın kucağına atardık... 
Tek güvencemiz babam, işte bizimleydi.
Ablamla ben sevincten evin içinde koşturur dururken, küçük kardeşim Nurcan babamın dizleri dibinde oynaşırdı.
Böyle anlarda, ne kadar güçlü ve umutlu hissederdik kendimizi; hiç bir şeyimiz yokken ve şu ıssız dünyada tek başımızayken!
Aradan neredeyse yarım yüzyıl geçti.
Annem, bugün haftalar süren yoğun bakımdan sonra, artık aramıza döndü.
Hep birlikte öldük, dirildik.
Çok sabahları, babamın ağlayışları ile uyandık, titreyerek.
Şimdi çok sevinçliyim ve gözlerim yaşlı:
Babama seslenmek geliyor içimden:
- Baba! Bak, annem geri döndü! 

Prof. Dr. Kemal ARI

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner291

banner301

banner272

banner276

banner192

banner174

sanalbasin.com üyesidir