Avrupa Birliği nedir ve nasıl çalışır?

Avrupa Birliği en kaba ve özet ifadesiyle; siyasi ve ekonomik bir geçim düzenidir.

Avrupa Birliği nedir ve nasıl çalışır?
Avrupa Birliği en kaba ve özet ifadesiyle; siyasi ve ekonomik bir geçim düzenidir.

Coğrafi olarak küçük olmasına rağmen tarih boyunca dil, kültür, inanç, ekonomi ve siyaset sistemleri açısından en çok sayıda içsel farklılıkları barındırmış olan Avrupa son derece geçimsiz bir kıtaydı. En büyük ve en kanlı savaşlara sebep olan, beraberinde dünyanın geri kalanını da olumsuz etkileyen bu şiddetli geçimsizlik nedeniyle yaşanan tüm acılar Avrupalı halkları daha olgun, sabırlı, ve hoşgörülü olmaya zorladı.

Avrupa Birliği'nin günümüzdeki halini alması 20.yy'ın başlarından itibaren askeri, ekonomik, fikri ve siyasi pek çok alanda atılan tohumların sonucu oldu.

Askeri tohumlar

Savaşlardan alınan dersler veya Sovyetler Birliği gibi ortak dış tehditlerin yarattığı askeri müttefiklikler önemli de olsa tek başına çıkar çatışmalarını ve yeni savaşları engellemeye yetemezdi. Bir sistem kurulmak zorundaydı ve birliğin vizyoner kurucu babaları bu sistemi savaşın ham maddeleri olan kömür ve çelik etrafında oluşturmaya karar verdi. Bu hammaddelerin üretimi çok uluslu bir yapı tarafından yönetilirse şeffaflık sayesinde karşılıklı güvensizlik azalacak ve ülkelerin savaşa tutuşması zorlaşacaktı.

Elbette bu noktaya bir anda gelinmedi. Birliğin kökleri 20.yy’ın ilk çeyreğinde yaşanan ekonomik bir takım sıkıntılara da uzanıyor.

Ekonomik tohumlar

Birinci Dünya Savaşı sonrası kaybeden taraflarla yapılan anlaşmalar başta Almanya olmak üzere ülke ekonomilerini ezmişti. Yüksek devalüasyon yaşayan ve yiyecek ekmek bulmakta zorlanan bu ülkelerin borçları arttı, gururları kırıldı ve sonuç ikinci dünya savaşı oldu.

Birinci ve ikinci dünya savaşları arasında yaşananlar da birliğin tohumlarını oluşturdu. Dünya savaşları sonrası ekonomi devi olan ülkelerin alt yapıları harap olmuş, çoğu şehir ulaşım yollarıyla birlikte enkaza dönmüş, çalışıp üretecek olan erkek nüfus azalmış ve ekonomileri yeniden canlandıracak olan sermaye borçlar nedeniyle tükenmişti. Bu haldeki bir Avrupa en çok Amerika Birleşik Devletleri’ne zarar veriyordu çünkü ABD’nin ürettiği malları almayı isteyebilecek kişiler nihayetinde Avrupalılardı.

Birinci Dünya Savaşı sonrası ticaretteki düşüş 1929 Wall Street iflasıyla sonuçlandı ve bu olayın yarattığı küresel kriz dünyadaki toplam üretimin yüzde 42 oranında düşmesine neden oldu. Kriz sırasında ABD savaş tazminatlarını Almanya’dan talep edince Almanya para basmak zorunda kaldı. ABD ise değeri düşen Alman parasını kabul etmeyince Almanya’da hiper enflasyon oluştu. Bunun sonucunda Avrupalı ülkeler de alacaklarını tahsil edemedi ve dünya ticaretinde yüzde 65’lik bir düşüş yaşandı. Milyonlarca insanı aç ve işsiz bırakan buhran dönemi ortaya farklı bir anlayış çıkardı.

Bu yeni yaklaşıma göre Almanya’dan para istemek yerine Almanya’ya ve diğer Avrupalı ülkelere önce kredi ve hibeler verilmesi kararlaştırıldı. ABD, eğer Avrupa’nın alım gücü olmazsa ürettiklerinin elinde kalacağını ve bunun da malların aşırı ucuzlamasına yol açarak üreticisinin zarara uğraması gibi kaçınılmaz sonuçlar doğuracağını fark etti. Doların aşırı değerlenmesi uluslararası ticarette tercih edilmemesine neden olabilirdi.

İlk olarak 1947'de Amerikan ordusu generali ve aynı zamanda dönemin Dışişleri Bakanı George Marshall, “Avrupa İyileştirme Programı” yani 'Marshall Yardımı' planını oluşturdu. ABD'nin savaştaki müttefiklerine ekonomik destek olmasıyla ABD'nin ekonomik çıkarları kadar kıtada kısa ve orta vadeli birçok huzursuzluğun da giderilebileceği düşünüldü.

Kurumsal tohumlar

Marshall Yardımı’nın bir şartı vardı: Yardımı alacak ülkeler, tek bir organizasyon çatısı altında toplanabilmeli ve birlikte, kavga etmeden hareket etmeyi öğrenebilmeliydi. Yardımı alabilmek adına ülkeler, 1948’de Avrupa Ekonomik İşbirliği Örgütü (OEEC) çatısı altında toplandı. Bu örgüt, 1961'de Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü (OECD) adını alarak daha entegre şekilde yola devam etti. OEEC o güne kadar 15 AB üyesi ülkenin tamamının üye olduğu tarihteki ilk kuruluştu.

Avrupa'da birlikteliğin temelleri atılıyordu ve yapılması gereken tek şey, bu beraberliği olabildiğince güçlendirmek ve alanını genişletmekti. O tarihten sonra organizasyonlar ve kurumlar birbirini kovaladı.

1949'da siyasi diyalog için Strazburg'da Avrupa Konseyi, aynı yıl Rusya tehdidine karşı askeri birliktelik olarak NATO oluştu.

Fikri tohumlar

1951 yılında -bir 18. yüzyıl Avrupa filozofu olan Immanuel Kant’tan ilham almış- iki Fransız, Robert Schuman ve Jean Monnet, savaşsızlığın devamı ile demokrasi ve refahın sürdürülebilmesi için “entegrasyon” planı ortaya koydular.(euronews)

ha-ber.com
 
Güncelleme Tarihi: 02 Ocak 2019, 22:53
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner322

banner324

banner323

banner320

banner321