banner216
AKIL ALMAZ İDDİALAR ve GÜNEYDOĞU GEZİSİ

Tadı damağımızda kalmış bir güney doğu gezisinden yeni döndük. Gördüğüm şeyler beni şaşırtmakla kalmadı düşündürdü de…
Ancak duyduğum şeylerde buna eklenince açıkçası korktum…
Gaziantep Valisi yerel bir gazeteye verdiği beyanda her gün 100 Suriyeli çocuğun doğduğunu müjdeliyordu.
Doğru ise her ay 3 bin, yılda 36 bin Suriyeli çocuk doğuyor. Bu sadece bir tek ilin rakamı. Bunlar, anne veya babaları Türkiye’de ikamet ettiğine göre TC. Nüfusu almaya hak kazanıyorlar mı? 
Diğer illerde kaç Suriyeli doğum yapmıştır? Neden bir kısım komşu ülkelerden Türkiye’ye gelip özellikle doğum yapmaktadırlar? Ve Türkiye’de çocuklarını doğurduklarına dair hastane raporu alıp ülkelerine dönmektedirler? 
Eğer böyle ise bütün bunların bir gerekçesi olmalı.
Türkiye’de nüfuslarını çoğaltarak ülkemizde kalıcı olarak yaşamak için yarın o bölgelerde toprak almak için bir yol mu arıyorlar?
Yaşlı bir amca Harran’da arazilerin yerli halka değil, yabancılara satıldığını iddia etti. Kim bu yabancılar? Resmiyette böyle bir satış var mı? Bilmiyoruz. 
Açıkçası aklım iyice karıştı. 
Eskilerin   “Şüyuu vukuundan beter” diye bir sözü vardır. Bir şeyle ilgili söylenti çıkmasının o şeyin gerçekten olmasından daha beter anlamında kullanılır. 
Her gün sosyal medyada bir komplo teorisi yayılıyor.  Bunlara karşı nasıl bir mücadele veriliyor bilemem. Ama yalan; her yerde yalandır ve bir cezası olmalıdır. 
***
Gündem çok karışık. Cumhurbaşkanının önemli toplantısı, şarbon vakası, İzmir’in kurtuluşu, Bursa’da olanlar, sevgili Erkan Üstüncan gibi değerli bir kardeşimizi genç yaşta kaybetmenin acısı derken yetişemiyorum.  
Cehaletin getirdiği ve Avrupa da alay konusu olduğumuz işleri irdelemeye kalksam kitap yazmak gerekir. Yazsanız kaç tane okur bulacaksınız? İnsanlarımız köşe yazılarını bile sonuna kadar okumuyorlar. 
Zorla güzellik olmaz. 

Sonunda; bütün bu konuları bir kenara atıp, derin bir “La havle” çekiyoruz. 
Bir süre önce öyküsünü öğrendiğim Eyüp Peygamberin sabrına sahip olsanız elinizden bir şey gelmeyeceğini düşünüyorsunuz.   
O nedenle Güney doğu gezisine ait anıları yazsam hem kendimi hem de okurlarımı böyle sıkıntılı bir havadan kurtarmış olurum diye düşündüm.
*** 
Gaziantep, Şanlı Urfa, Adıyaman gibi yerlere bundan 27 yıl önce gitmiştim.  Su’yun o yörelere gelişmesine nasıl hayat kattığını, Anadolu ruhunun yeniden nasıl ayağa kalktığını, insanların bu sayede nasıl sağlığına kavuştuğunu ve güzel işler yaptığını gördüm. Bu bile gezinin bütün yorgunluğuna değdi, mutlu oldum. 
İlk gezimde İnsanlarda gördüğüm bezginlik ve bıkkınlıktan eser kalmamıştı. 
Şimdi herkes “Su hayattır” diyor. Eyübiye’de Cuma namazında insanların koca camiinin içine-dışına sığamadıklarını, küçük-büyük, genç yaşlı demeden ayni safta nasıl büyük bir vakar ile rükû’a vardıklarına şahit oldum. 
30 Ağustos Zafer bayramında Baraj gölü üzerinde misafirleri ağırladıkları gezi teknelerinden İzmir Marşını, 10. yıl marşını işittim. Açıkçası tüylerim diken-diken oldu.  Her yerin Türk bayrakları ile nasıl donatıldığını gördüm.  Yaşayanların “Biz vatanımızdan, bayrağımızdan, dinimizden vazgeçmeyiz. Atatürk bizim kurucumuz, varlık sebebimiz… Allah Devletimizi başımızdan eksik etmesin…”  dediğini de duydum. Gururlandım. 
Halfeti’nin kıyısında yer aldığı ve 35 köyün sular altında kaldığı baraj kıyıları tam anlamı ile Doğunun Kekova’sı olmuş.  Saflığı, temizliği, güzelliği ile mutlaka görülmesi gereken yerlerden biri. 
Gaziantep ve Şanlı Urfa’nın müzelerini gezip görmemek ne büyük kayıp? Göbekli tepeyi ortaya çıkartmak için canla başla çalışan Arkeologların çabalarını takdir etmemek ne büyük ayıp?
Birecik barajı çevresini turistik bir alan haline sokmuş belediyeye,  koruma alanında sayıları her geçen gün çoğalan Kelaynaklara emek veren doğa gönüllülerine ne demeli? Milli Parkın hizmetini görmemek ve takdir etmemek mümkün değil.  Atatürk Barajının etrafa hayat veren dinginliği, Kâhta gölünün insanı serinleten görüntüsünü, Lezzetli balığını, Urfa da ki sıra gecesini,  İsotçular çarşısının kokusunu, Balıklı gölde İbrahim Peygamberin ve Zeliha’nın öyküsü, Eyüp Peygamberin Şeytana karşı gösterdiği sabır günlerini geçirdiği mağarayı, yaralarını iyileştiren şifalı suyu,  Gaziantep Baklavası’nın tadını, Dünyanın ilk üniversitesi olan Harran üniversitesinin kalıntılarını, 40 derece sıcakta sizi serinleten Harran evlerini, Nemrut’ta eşsiz gün batımını anlatmaya sayfalar yetmez…
Hala kulaklarımda Gaziantep bakırcılar çarşısında türkü eşliğinde çekicini vuran ustanın sesi, Arasa Meydanı, Zeytin Hanı, Gaziantep kalesini, Tahmis kahvesinin tadını özlemeye başladık bile. 
 Sanki bir başka gezegene gidip gelmiş gibi hissettik kendimizi…
Yollarının zorluğuna ve darlığına rağmen Anadolu insanının ince zekâsı ile ürettiği çözümler bir harika.
Gidin oraları gezin görün… Bırakın İsviçre’yi, Amerika’yı, İngiltere’yi, Buda’yı, Peşteyi… 
O pırıl, pırıl bakan; yüzünden gülücükler eksik olmayan, göğsünü gere-gere “Ben Türküm” diyen insanları kucaklayın…
Kucaklayın ki, içinize umut dolsun… Geleceğe güvenle bakın… Batıdaki şehirlerin karamsarlığından kurtulun…

Taner Tümerdirim
tanertumerdirim@gmail.com

NOT; Biz bu işi 4 güne sığdırdık. Siz kaç günde yaparsınız bilemem?

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner291

banner301

banner272

banner276

banner274

banner275

banner302

banner192

banner174

sanalbasin.com üyesidir